Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları ve Bağışıklık Sistemi

Dr. Orhan ALTINTAŞ
ENT Sağ­lık Hizmetleri

Üst Solu­num Yol­la­rı ve Enfeksiyonlar
Üst solu­num yolu, burun, sinüs­ler, yutak ve gırt­la­ğı içe­ren böl­ge olup kulak­lar ve alt solu­num yol­la­rı ile bağ­lan­tı­lı­dır. Bu böl­ge­le­rin ilti­hap­la­rı­na da üst solu­num yolu enfek­si­yo­nu denir. Genel ola­rak ÜSYE şek­lin­de kısaltılır.
Üst solu­num yol­la­rı­nın özel­lik­le­de oral kavi­te ve farenk­sin ana­to­mik yapı­sı ve yer­le­şi­mi gere­ği, konuş­ma, çiğ­ne­me, yut­ma ve ağız solu­nu­mu esna­sın­da bu böl­ge­nin dış dün­ya ile sık­lık­la tema­sa geç­me­si, bura­da­ki muko­za­nın trav­ma­la­ra kar­şı ken­di­ni koru­ma kapa­si­te­si­nin sınır­lı olma­sı enfek­si­yon ve enf­la­mas­yon­lar için ile­ri dere­ce­de risk taşı­mak­ta­dır. Aler­ji, sep­tum devi­as­yo­nu, kon­ka hipert­ro­fi­si gibi durum­lar daha sık ÜSYE oluş­ma­sı­na neden olur. Çocuk­lar­da yaşa bağ­lı ola­rak bağı­şık­lık sis­tem­le­ri­nin henüz tam ola­rak geliş­me­me­si sebe­biy­le risk daha da artar.
Kış ayla­rın­da, yaz ayla­rı­na göre göre daha sık enfek­si­yon olur. Modern yaşam­da bilinç­siz ya da yan­lış kli­ma kul­la­nı­mı yaz ayla­rın­da­ki boğaz enfek­si­yon­la­rı­nı artır­mak­ta­dır. Dik­kat­siz kli­ma kul­la­nım sonu­cun­da aşı­rı soğu­ğa maruz kal­ma, kış ayla­rın­da oldu­ğu gibi vücut ısı­sın­da oluş­tur­du­ğu ani düşüş­le­re ve üst solu­num yol­la­rın­da len­fo­id yapı­nın çalış­ma­sın­da zayıf­la­ma­la­ra neden olur. Bu durum virüs­le­rin çoğal­ma hızı­nı artı­ra­rak enfek­si­yon­la­ra zemin hazır­lar. Ayrı­ca kli­ma filt­re­le­ri­nin yete­rin­ce temiz­len­me­me­si­ne bağ­lı ola­rak bura­da üre­yen mik­ro­or­ga­niz­ma­la­rın solu­num yolu ile alın­ma­sı cid­di üst ve alt solu­num yolu has­ta­lık­la­rı oluşturabilir.

Üst Solu­num Yolu­nun Viral Enfeksiyonları
ÜSYE’ye daha çok virüs­ler neden olsa da bazen bak­te­ri­ler de üze­ri­ne ekle­ne­bi­lir. Belir­ti­ler virüs­le­rin tipi­ne ve gücü­ne ayrı­ca vücut diren­ci­ne göre deği­şir. En sık rast­la­nan enfek­si­yon Rhi­no­vi­rüs ve Ade­no­vi­rüs­ler­le olu­şan akut rinit tab­lo­su yani nez­le­dir. Nez­le­de burun tıka­nık­lı­ğı, burun akın­tı­sı, boğaz­da gıcık ve yan­ma, hap­şır­ma, ses deği­şik­lik­le­ri, öksü­rük, baş ağrı­sı gibi şika­yet­ler olur.
İnfl­ue­nza virüs­le­ri­nin yol açtı­ğı grip­te ise nez­le­den fark­lı ola­rak yük­sek ateş ve vücut kır­gın­lı­ğı, belir­gin kas ağrı­la­rı, bel ve bacak­lar­da ağrı ola­bi­lir. Baş ağrı­sı daha şid­det­li­dir. Enfek­si­yo­nun, kulak, sinüs­ler veya akci­ğer­le­re yayı­lı­mı­na bağ­lı ola­rak bu organ­la­ra ait belir­ti­ler­de gelişebilir.
Üst solu­num yol­la­rı­nın viral enfek­si­yon­la­rın­da, burun­da, kıza­rık­lık, ödem ve bazen sulu bazen koyu akın­tı görü­lür. Boğaz­da kıza­rık­lık yanın­da geniz­den gelen akın­tı ve ödem sap­ta­na­bi­lir. Eğer kula­ğa yayı­lım yani bir orta kulak ilti­ha­bı var­sa kulak zarın­da kıza­rık­lık ve bom­be­leş­me görü­le­bi­lir. Has­ta­da­ki ses deği­şik­li­ği dik­ka­ti çeker.
ÜSYE teş­hi­si genel ola­rak muaye­ne ile konur. Ancak çev­re doku­lar ve böl­ge­le­re yayıl­ma şüp­he­si var­sa yani komp­li­kas­yon­dan şüp­he­le­ni­li­yor­sa sinü­zit film­le­ri, akci­ğer film­le­ri, daha ile­ri kan tet­kik­le­ri yapılabilir.

Üst Solu­num Yolu­nun Bak­te­ri­yal Enfek­si­yon­la­rı, Ton­sil­lit ve Faranjitler
Üst solu­num yolu­nun bak­te­ri­yal enfek­si­yon­la­rı ara­sın­da ilk sıra­yı oral kavi­te ve farenks enfek­si­yon­la­rı alır.
Özel­lik­le A gru­bu beta hemo­li­tik strep­to­kok­lar kış döne­mi cid­di boğaz enfek­si­yon­la­rı­nın en önem­li nede­ni­dir. Boğaz ağrı­sı, yük­sek ateş, ağız koku­su, yut­ma güç­lü­ğü, vücut­ta hal­siz­lik ve yor­gun­luk his­si olur.
Wal­de­yer hal­ka­sı enfek­si­yon­la­rı içe­ri­sin­de ton­sil­la pala­ti­na ve farenks enfek­si­yon­la­rı­nı bir­bi­rin­den ayır­mak zor­dur. Pra­tik ola­rak böy­le bir ayrım müm­kün ola­ma­ya­ca­ğı gibi has­ta­nın teda­vi­si­ne yöne­lik giri­şim­le­ri de etki­le­me­ye­cek­tir. Üst solu­num yola­rı­nın tümü­nün aynı mik­ro­or­ga­niz­ma­lar­la kar­şı­laş­ma­sı sonu­cu böl­ge­sel izo­le bir enfek­si­yon ola­rak kal­ma­yıp bir­den faz­la saha­yı aynı anda tutan enfek­si­yon­lar zin­ci­ri oluş­mak­ta­dır. Ton­sil­lit soru­nu sık­lık­la bera­be­rin­de faren­ji­ti geti­rir, ade­no­idit ton­sil­li­te eşlik ede­bi­le­ce­ği gibi, oti­tis media ve sinü­zit için pre­dis­po­zan fak­tör ola­rak rol alır.
ÜSYE genel­de ken­di ken­di­ni sınır­la­yan bir has­ta­lık­tır. Ancak has­ta­la­rın bir kıs­mın­da bak­te­ri­ler­de ilti­ha­bın için­de oldu­ğun­dan anti­bi­yo­tik veril­me­si gere­kir. Bunun dışın­da has­ta­nın şika­yet­le­ri­ni azalt­mak ama­cıy­la ağrı kesi­ci-ateş düşü­rü­cü­ler, anti­his­ta­mi­nik ilaç­lar ve burun açı­cı (dekon­jes­tan) ilaç­lar veri­lir. Bu sayı­lan ilaç­la­rın hep­si­ni içe­ren tek ilaç şek­lin­de hazır­la­nan ilaç­lar var­dır. Bun­lar anti­bi­yo­tik­ler­le bera­ber verilebilir.

Ne Gibi Komp­li­kas­yon­la­rı Vardır
ÜSYE komp­li­kas­yon­la­rı genel­lik­le ilti­ha­bın yayıl­ma­sı­na bağ­lı­dır. Eğer sinüs­le­re yayıl­mış­sa sinü­zit, bron­şit veya zatür­re (akci­ğer ilti­ha­bı), kula­ğa yayıl­mış­sa orta kulak ilti­ha­bı veya iç kulak tutu­lu­mu­na bağ­lı baş dön­me­si, çın­la­ma hat­ta nadi­ren kalı­cı işit­me kay­bı yapabilir.

Üst Solu­num Yolu Enfek­si­yon­la­rın­dan Korunma
ÜSYE hemen her­ke­sin sık­lık­la yaka­la­na­bi­le­ce­ği bir has­ta­lık­tır. Korun­mak için bazı uygu­la­ma­lar yapıl­sa da tama­men engel­le­ne­mez. Has­ta­nın dik­kat ede­bi­le­ce­ği en önem­li şey­ler soğuk­tan korun­ma ve ÜSYE olan baş­ka has­ta­lar­la yakın temas­ta olmamaktır.

Bağı­şık­lık Sistemi
Günü­müz­de bilim­sel çalış­ma­la­rın olduk­ça önem­li ala­nı­nı oluş­tu­ran ve Bağı­şık­lık Bili­mi” ola­rak bili­nen İmm­ün­ol­oji”, Eski Roma’da asker­lik­ten muaf asil­ler için kul­la­nı­lan immu­ni­tas söz­cü­ğün­den gel­mek­te­dir. Bağı­şık­lık sis­te­mi­nin yapı­sı­nı ve fonk­si­yon­la­rı­nı açık­la­yan bu bilim dalı eski çağ­lar­dan bu yana ilgi çeken bir konu olmuştur.
Bağı­şık­lı­ğın ilk gün­de­me gel­di­ği dönem MÖ. 430 yılın­da­ki Ati­na veba sal­gı­nı­dır. Thucy­di­des daha önce bir nöbet geçi­rip iyi­leş­miş insan­la­rın ikin­ci defa has­ta­lı­ğa yaka­lan­ma­dık­la­rı­nı belir­le­di. Edi­nil­miş bağı­şık­lık­la ilgi­li bu bil­gi daha son­ra Lou­is Pas­te­ur tara­fın­dan aşı­yı geliş­tir­me­de kul­la­nıl­dı. Pas­te­ur­’ün görü­şü o dönem­de ina­nı­lan çağ­da­şı teori­le­re doğ­ru­dan kar­şıt­tı. Mik­ro­or­ga­niz­ma­la­rın enfek­si­yon has­ta­lık­la­rı­nın nede­ni oldu­ğu­nu, Robert Koch 1891’de yayım­la­dı­ğı yayın­la orta­ya koy­du. Virüs­le­rin insan­da has­ta­lık oluş­tur­du­ğu sarı hum­ma virü­sü­nün Wal­ter Reed tara­fın­dan 1901’de keş­fiy­le doğ­ru­lan­dı. Bu geliş­me­ler ve diğer çalış­ma­lar­la Robert Kohch’un 1905’de Nobel Ödü­lü alma­sı­nı sağladı.
İmm­ün­ol­oji, 19. yüz­yı­lın son­la­rı­na doğ­ru humo­ral ve hüc­re­sel bağı­şık­lık­la ilgi­li bil­gi­le­rin hız­lı geliş­me­siy­le büyük iler­le­me kaydetti.
Özel­lik­le anti­jen-anti­kor reak­si­yo­nu­nun özgül­lü­ğü­nü açık­la­yan yan-zin­cir teori­si­ni ile­ri süren Paul Ehr­lic­h­’in çalış­ma­la­rı olduk­ça önem­liy­di. Ehr­lich, humo­ral bağı­şık­lı­ğın tanım­lan­ma­sı­na olan kat­kı­la­rıy­la 1908’de hüc­re­sel bağı­şık­lı­ğın bulu­cu­su Elie Metch­ni­koff ile bir­lik­te Nobel Ödü­lü aldı.
Günü­müz­de bağı­şık­lık sis­te­mi­nin çok geniş ölçü­de aydın­la­tı­la­bil­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Bu sis­te­mi oluş­tu­ran unsur­lar­dan, has­ta­lık­la­rın tanı ve teda­vi­sin­de geniş ölçü­de yararlanılmaktadır.
Doğa­da­ki tüm can­lı­lar ken­di­le­rin­den olma­yan doku, hüc­re ve mole­kül­le­re kar­şı savun­ma meka­niz­ma­sı­na sahip­tir­ler. Bu meka­niz­ma­lar, defen­sin­ler ola­rak adlan­dı­rı­lan anti­mik­ro­bi­yal pep­tid­le­ri, fago­sit­le­ri ve komp­le­man sis­te­mi­ni kap­sar. Omur­ga­lı­lar­da bağı­şık­lık sis­te­mi özel işlev­le­re sahip çok sayı­da fark­lı hüc­re ve mole­kül içer­mek­te­dir. Yük­sek can­lı­lar­da ve insan­da ise çok daha kar­ma­şık ve dina­mik işle­yiş sıra­sın­da bir­bir­le­ri­ni etki­le­yen, pro­te­in­ler, hüc­re­ler, organ ve doku­lar­dan oluşur.
Bağı­şık­lık sis­te­mi, can­lı­da has­ta­lık yapa­bi­lecek yaban­cı mad­de­le­ri, pato­jen­le­ri ve tümör hüc­re­le­ri­ni tanı­yıp onla­rı yok eden işle­yiş­le­rin top­la­mı­dır. Sis­tem, can­lı vücu­dun­da geniş bir çeşit­li­lik­te olan, virüs­ler­den para­zit­le­re tüm mik­rop­la­rı, vücu­da giren veya vücut­la temas­ta bulu­nan tüm yaban­cı ve zarar­lı mad­de­le­ri tarar. Bir­kaç ami­no asi­di hafif fark­lı olan pro­te­in­le­ri bile bir­bi­rin­den ayı­ra­bi­lecek özel­li­ğe sahip­tir. Bu şekil­de hayat­ta kal­mak için zarar­lı pato­jen­le­ri tanı­ya­rak onla­rı etki­siz­leş­ti­rir ve uyum sağ­lar. Bu süreç bağı­şık­lık bel­le­ği­ni yara­ta­rak pato­jen­ler­le gelecek kar­şı­laş­ma­lar­da daha etki­li bir koru­ma oluşturur.
Ancak pato­jen­ler­de de var olan aynı sis­tem saye­sin­de mik­rop­la­rın konak can­lı­da­ki savun­ma sis­te­mi­ne rağ­men yaşam­la­rı­nı sür­dür­mek ve enfek­si­yon yap­mak için yeni yol­lar bul­ma­la­rı­na, direnç geliş­tir­me­le­ri­ne neden ola­cak kadar karmaşıktır.

Bağı­şık­lık Sis­te­mi­ni Oluş­tu­ran Doku­lar Nelerdir?
Bağı­şık­lık sis­te­mi­ni len­fo­id doku içe­ren organ­lar oluş­tu­rur. Lenf dola­şım sis­te­mi, lenf bez ve düğüm­le­ri, ton­sil­ler, dalak, kara­ci­ğer bu sis­tem için­de yeralır.Bu organ­lar, birin­cil len­fo­id organ­lar ve ikin­cil len­fo­id organ­lar ola­rak iki grup halin­de ince­len­se­ler de bir­bir­le­riy­le sürek­li iliş­ki halin­de­dir­ler. Birin­cil len­fo­id organ­lar­da, len­fo­sit­le­rin üre­tim işle­ri yapı­lır­ken; ikin­cil organ­lar­da len­fo­sit­ler anti­jen­ler­le yüzleşirler.

Bağı­şık­lık Sis­te­mi Bozuklukları
Bağı­şık­lık sis­te­min­de­ki bozuk­luk­la­rın bir kıs­mı bağı­şık­lık sis­te­mi nor­mal­den daha az etkin oldu­ğu durum­dur. Tek­rar­la­yan ve yaşa­mı teh­dit eden enfek­si­yon­lar­la sonuç­la­na­bi­lir. Bu tür bağı­şık­lık yet­mez­li­ği gene­tik has­ta­lık­la­rın bir sonu­cu ya da far­mo­sö­tik­ler veya HIV ret­ro­vi­rü­sü­nün neden oldu­ğu AIDS gibi bir enfek­si­yo­nun sonu­cu ola­rak da görülebilir.
Buna zıt ola­rak, oto­im­mün has­ta­lık­lar­da, nor­mal­den faz­la etkin olan bir bağı­şık­lık sis­te­mi­nin, vücu­dun ken­di doku­la­rı­nı yaban­cı ola­rak algı­la­yıp, onla­ra sal­dır­ma­sı söz konu­su­dur. Bu tür oto­im­mün has­ta­lık­lar ara­sın­da, roma­to­id art­rit, diya­bet tip 1 ve sis­te­mik lupus eri­te­ma­to­zus sayılabilir.

Aler­ji İle Bağı­şık­lık Sis­te­mi Ara­sın­da Bir Bağ Var Mıdır?
Aler­ji bağı­şık­lık sis­te­mi­nin anor­mal ceva­bın­dan kay­nak­la­nan bir durum­dur. Aslın­da aler­jen deni­len mad­de­ler zarar­sız çev­re­sel pro­te­in­ler­dir. Aler­jik olma­yan kişi­ler­de bu tür mad­de­le­re kar­şı hiç­bir reak­si­yon görül­mez. Aler­jik kişi­le­rin bağı­şık­lık sis­te­mi ise bu tür mad­de­le­ri görür ve onla­ra aşı­rı cevap verir. Ver­di­ği cevap esna­sın­da orta­ya çıkan anti­kor­lar vücu­dun ken­di hüc­re ve doku­la­rı­na zarar verir. Bağı­şık­lık sis­te­mi­nin dışa­rı­dan gelen yaban­cı mad­de­le­re kar­şı ne şekil­de cevap vere­ce­ği­ni düzen­le­yen, tip I ve tip II yar­dım­cı T hüc­re­le­ri tüm bu olay­lar­da belir­le­yi­ci­dir. Mik­rop­la­ra kar­şı korun­ma­yı sağ­lar­ken aynı zaman­da aler­ji­yi oluş­tu­ran mad­de­le­rin de yapı­mın­dan sorum­lu­dur ve aler­jik has­ta­lık­la­rın oluş­ma­sı­na neden olur­lar. Her iki hüc­re bir­bir­le­ri­ni bas­kı­la­yan ve aslın­da bir den­ge halin­de olan hüc­re­ler­dir. Den­ge hali gene­tik, çev­re­sel vb. neden­ler­le tip II” hüc­re­ye doğ­ru kayar­sa aler­jik has­ta­lık geliş­me ris­ki de artar. Bu durum bağı­şık­lık sis­te­mi­ni etki­len­di­ği için, aler­jik has­ta­lar enfek­si­yon­la­ra da yatkındırlar

Bağı­şık­lık Sis­te­mi Nasıl Güçlendirilir?
Sağ­lık­lı bir bağı­şık­lık sis­te­mi kişi­nin ken­di­si­ni iyi his­set­me­si­ni, ener­ji­si­ni iyi kul­lan­ma­sı­nı sağ­lar. Vücu­du enfek­si­yon­lar­dan, kan­ser­ler­den ve çev­re­sel zarar­lar­dan korur. Ayrı­ca enfek­si­yon, trav­ma, yanık ya da ame­li­yat son­ra­sı iyi­leş­me­de de sağ­lık­lı bir bağı­şık­lık sis­te­mi gerekir.
Her anlam­da den­ge­li bir yaşam, iyi bes­len­mek, spor yap­mak, düzen­li ve yeter­li uyku uyu­mak, kir­li hava, alkol ve siga­ra­dan uzak dur­mak bağı­şık­lık sis­te­mi için gereklidir.
Özel­lik­le enfek­si­yon dönem­le­rin­de bol seb­ze ve mey­ve tüke­ti­le­rek sağ­lık­lı bes­le­nil­me­li, açık hava­da yürü­yüş­ler yapılmalıdır.

Bağı­şık­lık Sis­te­mi­ni Etki­le­yen Mad­de­ler ve ilaçlar
Anti­ok­si­dan­lar bağı­şık­lık sis­te­mi­ni güç­len­dir­me­de görev alan en önem­li mad­de­ler­dir. C ve E vita­mi­ni, beta-karo­ten, selen­yum, bazı pro­te­in bile­şik­le­ri ve isof­la­von­lar gün­lük besin­ler­le alın­ma­sı gere­ken en önem­li anti­ok­si­dan­lar­dır. Ayrı­ca bağı­şık­lık des­tek­le­yi­ci doğal ilaç­lar kullanılabilir.
Anti-oksi­dan­lar yanın­da bağı­şık­lık sis­te­mi­mi­zi güç­len­di­re­ci doğal mad­de­ler ara­sın­da beta-glu­kan 1.3/1.6, echi­na­cea, pro­bi­yo­tik­ler, ome­ga 3 yağ asit­le­ri, argi­nin gibi gıda tak­vi­ye­le­ri ve ilaç­lar yer alır.

Beta-glu­kan 1.3/1.6
Bağı­şık­lık iste­mi­ni güç­len­di­ren doğal ürün­ler ara­sın­da en önem­li­si Beta-glu­kan 1.3/1.6’dır. Son yıl­lar­da C vita­mi­ni ile kom­bi­ne edil­me­si­nin bağı­şık­lık sis­te­mi­ni daha da güç­len­dir­di­ği belirlenmiştir.
Ekmek maya­sı­nın hüc­re duva­rın­dan elde edi­len Beta-glu­kan 1.3/1.6 bağı­şık­lık sis­te­mi­ni doğal ola­rak akti­ve etme­sin­den dola­yı yıl­lar­dır kul­la­nıl­mak­ta­dır. 195060’lı yıl­lar­dan iti­ba­ren Beta-glu­kan 1.3/1.6 ile ilgi­li yapı­lan çalış­ma­lar ve göz­lem­ler bu konu­da önem­li bir başa­rı­ya sahip oldu­ğu­nu gös­ter­miş­tir. O yıl­lar­dan iti­ba­ren özel­lik­le kro­nik has­ta­lı­ğı olan­lar­da, kan­ser­li has­ta­lar­da bağı­şık­lık sis­te­mi­ni güç­len­dir­mek ve diren­ci artır­mak için kullanılmaktadır
Son yıl­lar­da Beta-glu­kan 1.3/1.6‘nın bağı­şık­lık sis­te­mi üze­rin­de­ki etkin­li­ği­ni araş­tı­ran pek çok çalış­ma mev­cut­tur ve iyi sonuç­lar alın­mış­tır. Bura­da hedef­le­nen, tip I T hüc­re­le­ri ile yön­len­di­ri­len bağı­şık­lık ceva­bı­nı güç­len­dir­mek ve mik­rop­la­ra kar­şı yanıt oluş­tu­ra­rak virüs veya bak­te­ri­yi öldü­re­bi­lecek savun­ma sis­te­mi­ni akti­ve etmektir.
Bağı­şık­lık sıs­te­mi zayıf olan­lar­da kul­la­nıl­ma­sı yanın­da sağ­lık­lı insan­lar­da da has­ta­lık­la­ra kar­şı daya­nık­lı­lı­ğı artır­mak ve vücut­ta meta­bo­liz­ma sonu biri­ken tok­si­ki mad­de­le­rin etki­si­ni yok etmek için kullanılmaktadır.
Bazı çalış­ma­lar­da bağı­şık­lık sis­te­mi­ni güç­len­di­ren Beta-glu­kan 1.3/1.6 mole­kü­lü­nün kul­la­nıl­ma­sı ile aler­jik kişi­le­rin burun sıvı­la­rın­da tip II T hüc­re ürün­le­ri­nin azal­dı­ğı ve ter­si­ne tip I T hüc­re­le­rin ürün­le­ri­nin art­tı­ğı belir­len­miş­tir. Bu neden­le aler­jik has­ta­lar­da da şikâ­yet­le­rin yoğun oldu­ğu dönem­de bu tür mole­kül­le­ri kul­lan­ma­sı önerilmektedir.

Echi­na­cea, Isır­gan Otu, Gin­seng, Sinir Otu
Echi­na­cea bit­ki­si­nin Türk­çe bir adı yok­tur ve ana vata­nı Kuzey Amerika’dır. Özel­lik­le E. pal­li­da ve E. angus­ti­fo­lia tür­le­ri kuzey Ame­ri­ka yer­li­le­ri tara­fın­dan, çok eski­den beri yara iyi edi­ci” ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. Isır­gan Otu­nun bağı­şık­lık sis­te­mi­ne etki­si çeşit­li virüs has­ta­lık­la­rın­da (grip, hepa­tit, HPV, AIDS vb.) ön pla­na çık­mak­ta­dır. Özel­lik­le beta- karo­ten, pan­to­te­nik asit ve vita­min B 12 açı­sın­dan zen­gin olup, yük­sek mik­tar­da klo­ro­fil taşır. Eski­den beri sözü edi­len kan yapı­cı özel­li­ğin bu vita­min­ler ve klo­ro­fil­den ile­ri gel­di­ği düşü­nül­mek­te­dir. Taşı­dı­ğı bu mad­de­ler nede­niy­le anti­al­ler­jik ola­rak cilt has­ta­lık­la­rı ve astım­da da kullanılmaktadır.
Gin­seng, taşı­dı­ğı sapo­nin sını­fı mad­de­ler nede­niy­le bağı­şık­lık sis­te­mi ve diren­ci sağ­la­yan bazı hüc­re­le­rin olu­şu­mu­nu des­tek­ler. Cin­sel gücü de artır­dı­ğı kabul edi­len ‘’Gin­seng’’ bit­ki­nin kök­le­rin­den elde edi­lir. Yur­du­muz­da yetiş­me­yen bu bit­ki­nin de yetiş­ti­ği yer­le­re göre fark­lı form­la­rı vardır.
Sinir otu eski Türk hekim­li­ğin­de Orta Asya’dan beri bili­nen ve Echi­na­cea gibi yara­la­rın teda­vi­sin­de kul­la­nı­lan bir bitkidir.

Grip Aşı­sı
Grip aşı­sı gri­be neden olan virüs­ler­den hazır­lan­mış bir aşı­dır. Özel­lik­le grip olma­sı­nın cid­di prob­lem­le­re yol açma­sı muh­te­mel kişi­ler­de uygu­la­na­bi­lir. Ancak grip virü­sü sürek­li ken­di­ni değiş­ti­ren bir virüs­tür. Bu neden­le aşı­nın koru­yu­cu­lu­ğu %100 değil­dir ve enfek­si­yon var­ken aşı olun­ma­ma­lı­dır. Ancak yine de has­ta­lı­ğa yaka­lan­ma sık­lı­ğı­nı azal­tır ve belir­ti­le­rin hafif geç­me­si­ni saptayabilir.

İlgili Haberler

Leave a Comment