St. Sebastian

gezi-logo.qxpGEZİ / TEM­MUZ 2014

Bask böl­ge­si­nin çok fark­lı bir ren­gi­ne bu kez yol­cu­lu­ğu­muz… İsp­any­a’­n­ın kuzey doğu ucun­da­ki manas­tır yer­leş­ke­si; bali­na peşin­de okya­nus aşan deniz­ci­le­rin, Fran­co dik­ta­tör­lü­ğü­ne mey­dan oku­yan özgür­lük­çü­le­rin şeh­ri­ne… Uru­mea neh­ri ağzın­da 3 tepe üze­ri­ne kurul­muş Donos­ti­a’­ya… Ve aslın­da dün­ya­nın lez­zet merkezine…

Her ne kadar sevim­li bir turizm mer­ke­zi, say­fi­ye şeh­ri gibi görün­se de doku­su­nu iyi­ce kav­ra­dı­ğı­nız­da; özgün, direnç­li, ken­di­si gibi olan ve Bask ruhu­nu, o özgü­rüm ben” duru­şu­nu his­set­me­mek müm­kün değil bura­da. Tüm Bask böl­ge­si gibi san­ki biraz da İsp­any­ol değil, çok daha faz­la bir şey… 

Seya­ha­ti­ni­zi şeh­rin kül­tür ajan­da­sı­na baka­rak plan­la­ma­nız ilk öne­rim. Caz fes­ti­va­li, müzik gün­le­ri, fan­te­zi ve kor­ku film­le­ri haf­ta­sı, tabii en bili­ne­ni eylül ayın­da­ki film fes­ti­va­li ve daha bir­çok fes­ti­val ve gös­te­ri gün­le­ri-haf­ta­la­rı… Ter­cih sizin… 

Bask böl­ge­si­nin bana göre kül­tür baş­ken­ti der­sem Bil­ba­o’­ya hak­sız­lık mı etmiş olu­rum bile­mi­yo­rum ama St. Sebas­ti­an­’ın 2016’da Avru­pa kül­tür baş­ken­ti olma­sı şaşırt­ma­ya­cak beni. 

Hatır­la­ya­cak­sı­nız, Muh­sin Bey” fil­mi 1988’de bura­da­ki fes­ti­val­den ödül­le dön­müş­tü diye de kısa bir de not düşelim. 

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Fran­sa sını­rı­na 20 km uzak­lık­ta­ki bu şeh­rin kuru­lu­şu; bir manas­tır ve etra­fın­da zaman­la olu­şan kıyı yer­leş­ke­le­riy­le baş­lı­yor, 1000’li yıl­la­rın başın­da. Bir balık­çı köyü görü­nü­mün­den; aris­tok­ra­si­nin yaz­lı­ğı, din­len­ce mer­ke­zi olma­sı­na uza­nan geç­mi­şi biraz san­cı­lı. Nere­nin değil ki?” diye sor­du­ğu­nu­zu duyar gibiyim.

Navar­ra Kra­lı­’­nın 1174 yılın­da şeh­re tanı­dı­ğı özerk­lik, 1200 yılı baş­la­rın­da Cas­til­la Kral­lı­ğı­’­nın işga­li ile son bul­muş. 2 kez de Fran­sa­’­nın işga­li­ne uğra­yan şehir, niha­yet 1813 yılın­da İsp­any­ol ve Por­te­kiz dire­niş­çi­le­rin Fransızlar’dan geri alma­sıy­la özgür­lü­ğü­ne kavuş­muş. Aynı yılın ağus­to­sun­da yaşa­nan yan­gı­nın nere­dey­se bütün yer­leş­ke­yi yok etti­ği ve sade­ce 40 küsür bina­nın kur­tul­du­ğu söy­le­ni­yor. Şeh­ri gezer­ken göre­ce­ği­miz St. Vicen­te Eli­za ve St. Maria Eli­za kili­se­le­ri bu yan­gı­nı atla­tan ender yapı­lar arasında.

Bizim güzer­ga­hı­mız biraz fark­lıy­dı ama kili­se­ler­den söz açıl­mış­ken sizin­le olan gezi­mi­ze Old Town, Eski Şehir­den ve bu kili­se­ler­den baş­la­ya­lım. İkisi de res­to­ras­yon geçir­miş. St. Vicen­te Eli­za tipik bir Bask kili­se­si. 14. yy’­nın ilk yarı­sın­da inşa edi­len Gotik üslup­lu kili­se şeh­rin en eski iba­det mer­ke­zi. 18. yy. sonu 19. yy. başın­da bugün­kü hali­ni almış. Kır­mı­zı olan içe­ri­de­ki sunak ve tavan­la, dış cep­he­nin beyaz­lı­ğı güzel bir tezat oluş­tu­ru­yor. 13. yy’­dan kal­ma haç ve ahşap hey­kel­le­ri, vit­ray­la­rı olduk­ça güzel. Amb­ro­sio de Ben­go­ec­hea ve Juan de Iri­ar­te­’­nin çalış­ma­la­rı­nı göre­bi­lir­si­niz duvarlarda. 

St. Maria Eli­za Kili­se­si ise 17431774 yıl­la­rı ara­sın­da tamam­la­nan ve 15 met­re yük­sek­li­ği, sekiz­gen sütun­la­rı ile barok tar­zıy­la tipik Roma kato­lik kili­se­si / bazi­li­ka. José Beni­to de Chur­ri­gu­era nüans­la­rıy­la cep­he çalış­ma­la­rı fark yarat­mış. Bir­kaç adım uzak­ta ise Kated­ral de Buen Pas­to­r­’u göre­cek­si­niz. 11.915 m2’lik bir alan­da inşa edi­le­rek 1897 yılın­da kul­la­nı­ma açı­lan bu şeh­re göre deva­sa boyut­lar­da­ki dini yapı, St. Sebas­ti­an­’ın büyük kili­se­si. Ana cep­he­sin­de Edu­ar­do Chil­li­da­’­nın hey­ke­li La Cruz de la Paz” da olduk­ça gör­kem­li. Bu ara­da hatır­la­ta­lım, Jor­ge Ote­iza ve Chil­la­da, St. Sebas­ti­an­’ın kal­bi­ne dokun­muş iki büyük hey­kelt­raş sanat­çı. Şeh­ri gezer­ken eser­le­ri­ni bir çok yer­de göreceksiniz.

Tan­rı­la­rı­nın mekan­la­rın­dan son­ra yer­yü­zün­de­ki tan­rı­la­rı­na döne­lim, geç­mi­şin kra­li­yet aile­si­nin evi­ne uza­na­lım şöy­le, yani Mira­mar Sara­yı­’­na bir göz ata­lım.. Ama önce­sin­de hazır bura­lar­da iken Pla­za de la Cons­ti­tu­ci­ón yani nasıl diye­lim, Ana­ya­sa Mey­da­nı­na bak­mak­ta fay­da var hala Eski Şehir­de iken. Kut­la­ma, şölen mey­da­nı diye de anı­lı­yor bura­sı. Eski­den boğa güreş­le­ri için bir are­nay­mış bu alan ve mey­da­nın etra­fın­da­ki bina­la­rın bal­kon­la­rı da seyir için kullanılıyormuş. 

Ney­se… Mira­mar sara­yı diyor­duk, nere­le­re geldik.

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Kra­li­çe Mar­ía Cris­ti­na ve Kra­li­yet Aile­si için yaz­lık ve din­len­ce amaç­lı yapıl­mış bu bina­lar. Şim­di ana bina üni­ver­si­te­nin kul­la­nı­mın­da. 1887’de mimar Sel­don Wor­num tara­fın­dan inşa edi­len bu gör­kem­li saray yav­ru­su Mira­mar, Pier­re Ducas­se­’­nin pey­za­jı­nı yap­tı­ğı bah­çe ile muaz­zam bir gör­sel­lik sunu­yor. Ama daha da etki­le­yi­ci olan man­za­ra­sı. Anlat­mak­la olmaz, gör­mek lazım der­ler ya; öyle bir şey. Kör­fe­ze, iki şaha­ne pla­ja hakim ve tam kar­şı­da San­ta Cla­ra ada­sı. Bu ada da 16. yy’­da veba sal­gı­nı sıra­sın­da izo­las­yon amaç­lı kullanılmış. 

Man­za­ra­nın key­fi­ni çıkar­dık­tan son­ra Müze­le­re baka­lım bir yol, şöy­le, kısaca. 

San Tel­mo; Bask kül­tü­rü­nü yine Bask üslu­bu ile akta­ran en eski müze. Deniz müze­si ise hemen akvar­yu­mun yanın­da 18. yy’­dan kal­ma 3 kat­lı bir bina. İlk iki kat genel­de geçi­ci ser­gi­ler için gale­ri ola­rak kul­la­nı­lı­yor. 3’üncü kat Bask deniz ve deniz­ci­lik tari­hi ile ilgi­li kap­sam­lı bir kütüp­ha­ne. Küçük ama ilginç bir mekan. Çok zama­nı­nı­zı alma­ya­cak ve bura­ya bir göz atmak hoşu­nu­za gidecek. Ayrı­ca hazır bura­lar­day­ken Akvar­yu­ma da baka­bi­lir­si­niz. Çev­re konu­sun­da bilin­ci art­tır­mak ama­cıy­la da bir­ta­kım çalış­ma­la­rın yapıl­dı­ğı ‑ki kuru­lu­şun asıl amaç­la­rı­nın bu oldu­ğu iddi­asın­da­lar- akvar­yum komp­lek­si­nin 3 bölü­mü var. Tünel­li büyük havuz, tema­tik akvar­yum­lar ve küçük­ler için açık akvaryumlar. 

Eğer biraz da tek­no­lo­ji diyor­sa­nız; Mira­m­ón tek­no­lo­ji par­kın­da­ki Bilim Eure­ka müze­si tam size göre, üste­lik inte­rak­tif bir müze. Özel­lik­le çocuk­lar için mükem­mel bir mekan. 

Ya da tek­no­lo­ji­yi biraz öte­le­yip biraz açık hava­nın key­fi­ni çıkar­mak isti­yor­sa­nız, yönü­nü­zü New Pro­me­na­de yani Paseo Nuevo­’­ya çevi­rin. Urgull Dağı­’­nı çev­re­le­yen yak­la­şık 40 daki­ka­lık bir yürü­yüş. En yürü­yüş sev­me­zin bile aklı­nı çelecek bir güzer­gah bura­sı. Akvar­yu­mu baş­lan­gıç yapar­sa­nız Kur­sa­al kong­re, kon­fe­rans ve fuar mer­ke­zi” ve hemen yanın­da Old Town, Eski Şehi­r­’­de biten şaha­ne bir parkur. 

Urgull Dağı­’n­dan bahsetmişken…

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Urgull Dağı­’­na; yürü­yüş par­kur­la­rın­dan biri­ni seçe­rek ulaş­mak müm­kün. Bir diğer seçe­nek ise Akvar­yu­mun hemen yakı­nın­da­ki asan­sö­rü kul­lan­mak. Ter­cih yine sizin. Tepe­de La Mota Cast­le, Mon­ta kale­si­ni, 12. yy’­dan kalan kale sur­la­rı­nı ve şeh­re inen yol­lar­da da kale­nin diğer kalın­tı­la­rı­nı göre­cek­si­niz. Eski şeh­rin bul­va­rı ve altın­da­ki oto­par­kın yapı­mı sıra­sın­da­ki kazı­lar­da kale­nin uzan­tı­la­rı­na rast­lan­mış. Bun­lar­dan bazı­la­rı­nı şeh­rin bazı duvar­la­rın­da gör­mek müm­kün. 20. yy’­da kamu­sal park ala­nı­na dönüş­tü­rül­müş Urgull Dağı 1950 yılın­da yapı­lan Kut­sal Kalp İsa hey­ke­li, 5 yıl son­ra bu kale­ye yerleştirilmiş. 

Şim­di ise 16. yy’­da balık­çı­la­rın deni­zi göz­le­dik­le­ri tepe­ye düşü­rü­yo­ruz yolu­mu­zu… Bali­na­la­rı takip etmek ve teh­li­ke­li liman giri­şin­de deniz kaza­la­rı­nı önle­mek ama­cıy­la yapı­lan Igu­el­do Tepe­si­’n­de­ki El Torreon’a.

Bu kule ve deniz fene­ri ile ilgi­li dokü­man­tas­yon bil­gi 18. yy’ın orta­la­rın­da baş­lı­yor. Ondan önce­si­ne ait bil­gi­le­ri, bura­da­ki fizi­ki kalın­tı­la­rın okun­ma­sı­na ve akıl yürüt­me­le­re, halk des­tan­la­rı­na daya­lı. Bura­yı yeter­siz ya da verim­siz bulup ‑sanı­rım sis önem­li bir etken bu karar­da- 1854’te bir yeni­si yapı­lın­ca ter­ket­miş­ler bu kule­yi; ta ki 1912’de eski gör­ke­mi­ne kavuş­tu­rul­ma­sı için mec­lis­te karar alı­na­na kadar. Şim­di 4 süs kule­si ve pano­ra­mik man­za­ra­sıy­la tera­sı nefes kesi­yor desem abart­mış olmam. Fenere/kuleye çıkar­ken duvar­lar­da göre­ce­ği­niz resim­ler de bura­nın ve St. Sebas­ti­an­’ın tari­hin­den yan­sı­ma­lar gibi. 

KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERA

Bu kadar yük­sel­mek yeter dedi­ği­niz­de ise deni­ze çevi­rin yüzü­nü­zü. Ger­çi dağ, tepe, nehir, deniz her şey iç içe. Ve şim­di bu hiç bir şeyi­ne doyu­la­ma­yan şeh­rin sula­rıy­la da tanış­tı­ğı­nız­da yüzü­nüz­de­ki gülüm­se­me­yi bura­dan bile görür gibiyim.

4 büyük pla­jı var şeh­rin ve en az biri deni­zin han­gi yüzü­nü sever­se­niz sevin sizi mut­lu edecek. Ben hep­si­ni sev­miş­tim. Yüz­mek, güneş­len­mek, dal­mak, sörf yap­mak; ne ister­se­niz. La Conc­ha, Ondar­re­ta, La Zuri­ola, La Isla San­ta Cla­ra… Plaj­lar bun­lar. San­ta Cla­ra ada­sı­na sade­ce tek­ne ile git­me­niz müm­kün diye küçük bir not daha. 

Aslın­da sade­ce İsp­any­a’­n­ın değil, nere­dey­se dün­ya­nın gast­ro­no­mi mer­ke­zi bura­sı; kişi başı­na düşen Mic­he­lin yıl­dız­la­rı­na bakar­sak. Ben­ce balık­çı­lar ve ahçı­lar aynı fre­kans­ta çalı­şı­yor­lar bura­da. Gözü­pek ve asi balık­çı­la­rın yaka­la­dık­la­rı en iyi deniz ürün­le­ri­ni yine en üst düzey tat ve sunum ile hazır­lı­yor ahçı­lar. Daha ne iste­riz ki?

Bura­yı bu kadar sev­mem, benim için hep, her zaman bir çekim mer­ke­zi olma­sı, mükem­me­lin sıra­dan­laş­tı­rıl­mış olma­sın­da yatı­yor bel­ki de. Siz de çok seve­cek­se­niz; eğer henüz git­me­diy­se­niz ve giderseniz.

Gez­me­nin, gör­me­nin ve far­kın­da olma­nın key­fi­ni çıka­rın. Ve yolu­nuz hep açık olsun.…

İlgili Haberler

Leave a Comment