Segovia

Kas­til­ya-Leon böl­ge­sin­de, Madrid’in hemen kuze­yin­de­ki küçü­cük bir İspanyol’a, Eres­ma ile Cla­mo­res ırmak­la­rı­nın kesiş­ti­ği Guadar­ra­ma Sıra­dağ­la­rı etek­le­rin­de­ki izo­le tepe­nin üze­rin­de kuru­lan Segovia’ya düşü­rü­yo­ruz yolu­mu­zu bu kez.

Tari­hi mis­tik efsa­ne­ler­le örül­müş, roman­la­ra hika­ye­le­re şiir­le­re öykü­le­re esin olmuş şeh­re…

Kel­tik tan­rı­la­rın­dan Brigit’den almış adı­nı, Segob­ri­ga. Ve Segovia’ya dönüş­müş zaman için­de. Verim­li top­rak­lar, yeral­tı kay­nak­la­rı ve özel­lik­le konu­mu dola­yı­sıy­la Antik çağ­lar­dan beri yer­le­şim ala­nı ola­rak kul­la­nıl­mış Sego­via. M.Ö 1076 yılın­da Mısır­lı HER­KÜL Noah’ın toru­nu” tara­fın­dan kurul­du­ğu söy­le­nir Segovia’nın bir efsa­ne­ye göre. Ancak kazı­lar­dan elde edi­len veri­ler­le ilk yer­le­şim­ci­ler ola­rak Neoli­tik dönem­ler­de­ki küçük çift­çi top­lu­luk­la­rı­nın büyük ola­sı­lık­la, çoğun­luk­la Kelt­ler” var­lı­ğın­dan söze­de­bi­li­riz bura­da. Kelt­ler, Visi­got­lar, Mag­ri­bi­ler (Moors) ve tabii Roma­lı­lar­la biçim­len­miş, şekil­len­miş tari­hi ve her uygar­lık kat­kı sağ­la­mış şeh­re ama hep Roma­lı ola­rak kal­mış gibi… İlk M.S. 80’li yıl­lar­da şeh­rin Roma­lı­lar ile iliş­ki­sin­den bah­se­dil­se de, Vac­ce­os, Veto­nes ve Cel­ti­be­ri­an koalis­yo­nu­nun Fla­mi­ni­us tara­fın­dan yenil­gi­ye uğra­tıl­ma­sı hak­kın­da bil­gi veren kay­nak, şeh­rin Roma­lı­lar­la ilk tema­sı­nın M.Ö. 192 yılın­da oldu­ğu­nu gös­te­ri­yor bize. M.Ö. 134 yılı­na ait yine aynı ve ek kay­nak­lar; civar­da­ki Roma yer­leş­ke­le­ri ile dost­luk anlaş­ma­la­rın­dan bah­se­di­yor şeh­rin. August ve Agrip­pa döne­mi­nin poli­ti­ka­sı ki, son­ra bu poli­ti­ka tüm ege­men güç­le­rin kul­lan­dı­ğı bir poli­ti­ka olmuş­tur, küçük yer­leş­ke­le­re dağıl­mış köy­le­ri ida­ri mer­kez­ler hali­ne getir­dik­le­ri şehir­le­re-site­le­re bağ­la­mak ve konum­la­rı­na göre tica­ri, aske­ri, dini mer­kez­ler oluş­tur­mak. Segovia’nın da zaman içe­ri­sin­de bu polit­ka­nın bir par­ça­sı oldu­ğu­nu görü­yo­ruz M.S. 80’li yıl­lar­dan iti­ba­ren. Ve bu tarih­ten hemen son­ra da Epis­co­pal bir pis­ko­pos­luk olma­nın geti­ri­le­ri­nin yanı sıra şehir­leş­me­nin mima­ri unsur­la­rı ile de şekil­len­me­ye baş­lı­yor yer­leş­ke. Kili­se­ler, sur­lar, su kemer­le­ri, ter­mal ban­yo­lar, forum..

SEGO­VİA HIRİS­Tİ­YAN­LI­ĞIN MER­KEZ­LE­RİN­DEN BİRİ

5. ve 6. Yy’da Visi­got­la­rın işga­li ve 700’lü yıl­la­rın orta­la­rın­da mag­ri­bi­ler (Endü­lüs Eme­vi­le­ri) – müs­lü­man­lar­la temas­lar, özel­lik­le 11. Yy’da Eme­vi kuşat­ma­sı şeh­re, su kemer­le- rine zarar ver­se de çok da kalı­cı bir var­lık gös­te­re­me­den sili­ni­ver­miş bu uygar­lık­lar. Yine de Alca­zar kale­si­nin temel­le­ri­ni atma­sı, kale­nin adı dahil bazı yer adla­rı­nın dil köke­ni ola­rak Eme­vi­le­ri gös­ter­me­si, özel­lik­le önem­li kamu bina­la­rın­da­ki sera­mik­ler­de­ki yazıt­lar­la gelen bil­gi­ler bu böl­ge­de­ki Eme­vi var­lı­ğı­na dair az da olsa bir­kaç işa­ret. Bu dönem­ler hariç 940’tan son­ra Hıris­ti­yan­lı­ğın yine mer­kez­le­rin­den biri Sego­via. 10. Yy’da bir sınır mer­ke­zi ve bu dönem­de özel­lik­le dini yapı­la­rın şehir­de ima­rı­na hız veril­di­ği­ni görü­yo­ruz.

ARAP TEH­Dİ­Dİ SON­RA­SI SİYA­Sİ VE İDA­Rİ GÜÇ­LEN­ME

Müs­lü­man­lar­la, mag­ri­bi­ler ya da yer­li arap­lar­la son temas ise su kemer­le­ri­nin ve şeh­rin bir­çok yeri­nin tah­rip olma­sı­na sebep olan Toledo’lu Arap Ali Mamun’un 1075 yılın­da­ki sal­dı­rı­sı. Ve bu savaş­la hasar almış olsa da; müs­tah­kem yapı­sı­nı ve ken­di­si­ni koru­ya­cak bir ordu-nüfu­sa sahip oldu­ğu­nu da ilan edi­yor şehir. 1088’de artık tama­men özerk bir Sego­via görü­yo­ruz ve VI. Alphonso’nun emri, kat­kı­la­rıy­la da sur­lar dahil yeni­den imar ve res­to­ras­yon çalış­ma­la­rı baş­lı­yor, hız­la devam edi­yor Segovia’da. Özel­lik­le Arap teh­di­di tama­men orta­dan kalk­tık­tan son­ra şehir yapı­lan­ma­sı siya­si ve ida­ri güç­len­me­nin yanı sıra eko­no­mik alan­da da ivme kaza­nı­yor. 1100’lü yıl­lar­dan baş­la­ya­rak bir­çok Kas­til­ya soy­lu­la­rı­nın ve Hıris­ti­yan Kral­la­rın siya­si çekiş­me­le­rin­de rol oyna­mış, isyan­lar, iç savaş­lar­dan tek­rar tek­rar dar­be almış ve ama her zaman ken­di­si­ni ona­ra­rak İspanya’nın küçük ama hep etkin yer­leş­ke­le­rin­den biri olmuş Sego­via. İlk Kra­li­yet darp­ha­ne­si­nin bura­da kurul­ma­sı da bir tesa­düf değil anla­dı­ğım kada­rıy­la. Bir­çok alan­da geli­şen Endüst­ri ve dola­yı­sıy­la tek­no­lo­ji de; bugün bir orta­çağ abi­de­si gibi görü­nen şeh­re 1300’lü yıl­la­rın sonun­dan beri dam­ga­sı­nı vur­muş gibi. Özel­lik­le 16. Yy’da böl­ge­nin en önem­li üre­tim mer­kez­le­rin­den. Yahu­di nüfu­sun çok­lu­ğu ile de açık­la­nı­yor bu bazı kay­nak­lar­ca. Günü­mü­ze kadar böl­ge­de bu anlam­da zaman zaman den­ge­ler çok değiş­miş olsa da Sego­via ağır­lı­ğı­nı hep koru­muş, özel­lik­le tica­ret­te.

SU KEME­Rİ GÖR­SEL­Lİ­ĞİY­LE MİMA­Rİ BİR BAŞ­YA­PIT

Tari­hi­ne; şeh­ri sim­ge­le­yen mima­ri­siy­le devam ede­lim artık diye­rek 1985 yılın­dan bu yana Unes­co Dün­ya Kül­tür Mira­sı lis­te­sin­de olan şeh­re döne­lim yüzü­mü­zü. Ve tabii şeh­rin sim gesi hali­ne gelen Roma Su Kemeri’ne göz ata­lım önce­lik­le. İlk pro­je­si­ne M.Ö. 50’lerde baş­lan- mış olsa da çeşit­li dönem­ler­de fark­lı res­to­ras­yon­lar­la bugü­ne gelen; önce İmpa­ra­tor Domitian’la son­ra Tra­jan Ner­va ve Vespasianus”‘la yapı­mı devam eden (53117) Sego­via Su Keme­ri; çift kat­lı 109 + 57 kemer­den olu­şan, nere­dey­se hiç harç ya da ben­ze­ri bağ­lan­tı ele­man­la­rı kul­la­nıl­ma­dan 21.000 gra­nit blok­tan oluş­muş işlev­sel­li­ği­nin yanı sıra muaz­zam bir gör­sel­lik sunan mima­ri bir baş­ya­pıt. 4 geniş­le­til­miş ala­nı, 813 met­re uzun­lu­ğu 128 sütün­la taşı­nan üst pla­to­la­rı, 28,5 met- reye ula­şan yük­sek­li­ği ile Avrupa’nın en gör­kem­li Roma döne­mi yapı­la­rın­dan olma­sı dola­yı­sıy­la dün­ya kül­tür mira­sı­nın da bir par­ça­sı sayıl­ma­sı şaşır­tı­cı değil. Hele ki 16 km uzak­lık­ta­ki Frío Nehri’nden su taşı­mak üze­re plan­lan­dı­ğı düşü­nü­lür­se. Ancak günü­müz­de hava kir­li­li­ği ve tra­fi­ğin yarat­tı­ğı rezo­nans bu yapı­nın en büyük düş­ma­nı. Bu teh­li­ke­ler­den koru­mak için yoğun çalış­ma­lar yapıl­dı­ğı­nı bili­yo­ruz ancak çözüm­ler açı­sın­dan endi­şe­ler git­tik­çe büyü­mek­te. Yani daha acil ve sonu­ca endeks­li çözüm­ler bulun­maz ise bu zama­na olduk­ça iyi daya­nan mima­ri yapı çağ­daş yaşa­mın enst­rü­man­la­rı­na daya­na­ma­ya­cak gibi.

ALCA­ZAR KALE­Sİ

Şeh­rin bir diğer önem­li mima­ri yapı­sı. İki nehir ara­sın­da­ki tepe­de bütün şeh­re hakim bir konum­da yük­se­li­yor kale. Eme­vi­ler tara­fın­dan ahşap­tan bir kule ve kale ola­rak baş­lan­mış yapı­mı­na. Yak­la­şık bir 30 yıl son­ra böl­ge Hris­ti­yan­la­rın eli­ne geçin­ce, özel­lik­le 1122 yılı ve son­ra­sın­da kale­nin güç­len­di­ril­di­ği­ni ve 1155 yılın­dan son­ra ekle­me­ler­le Kra­li­yet Sara­yı­na dönüş­tü­rül­dü­ğü­nü ve Kra­li­çe İsa­bel­la tara­fın­dan Chris­to­bal Kolon — Kris­tof Kolomb’a da, kale­yi dile­di­ği zaman kul­la­na­bi­le­ce­ği vaat edil­di­ği­ni bili­yo­ruz kale­nin. Ve zaman için­de ekle­me­ler — 1587’de bir ana bah­çe ve aske­ri bir okul ila­ve­si gibi — öyle­si­ne çoğal­dı ki kale­nin nere­dey­se bir komp­lek­se dönüş­tü­ğü­nü görü­yo­ruz. Aske­ri karar­gah, Kra­li­yet ika­met­ga­hı olma­sı­nın yanı sıra bir dönem ida­ri mah­ke­me meka­nı ve hapis­ha­ne de ola­rak kul­la­nıl­mış ve çeşit­li res­to­ras­yon, reno­vas­yon­lar­la bugü­ne gel­miş olan kale, bugün yaşa­dı­ğı her evre­yi akta­ran bir müze ve gale­ri. Disney’in Sin­de­irel­la şato­su­nun en büyük ilham kay­nak­la­rın­dan biri olan kale; bah­çe­le­ri ve tera­sı ile de mut­la­ka görül­me­li…

Sego­via Kated­ra­li

Tari­hi Pla­za Mayor’un –tari­hi bele­di­ye mey­da­nın­da– İsabella’nın ken­di­ni Kas­til­ya Krallığı’nın da kra­li­çe­si ilan etti­ği-edil­di­ği nok­ta­da duru­yor ve 1525 yılın­da, Alca­zar yakın­la­rın­da­ki yıkı­lan bir önce­ki kated­ra­lin yeri­ne –La Anti­gua Cated­ral de San­ta Mar­ía de Sego­via– kul­la­nıl­mak üze­re baş­la­yan inşa­ası 1768 yılın­da da ancak tamam­la­nan İspanya’daki son Gotik kated­ral diye bili­ni­yor. Yine de Röne­sans etki­le­ri­ni de gör­mek müm­kün kated­ral­de. 20’den faz­la şape­li, vit­ray­lar, hey­kel­ler, tab­lo­lar­la ilk giriş­te çıp­lak gibi görü­nen iç meka­nı aslın­da sayı­sız hazi­ne­ye sahip ve 90 m. uzun­lu­ğun­da­ki kule- siy­le Gotik dış cep­he ile de olduk­ça uyum­lu. Ana giri­şin tam kar­şı­sı, bir bölü­mü müze­ye dönüş­tü­rü­len ve bir bölü­mün­de mezar­la­rın bulun­du­ğu manas­tı­ra açı­lı­yor. Bura­ya gel­miş ve kated­ra­li de dolaş­mış­sa­nız, kule­ye de çıkı­ve­rin derim.

San­ta Maria del Par­ral Manas­tı­rı

Segovia’nın sur­la­rı­nın hemen dışın­da Saint Jero­me – St. Jan keşiş- rahip­le­ri­nin kur­du­ğu Roma Kato­lik manas­tı­rı. 1454 yılın­da Kas­til­ya Kra­lı IV. Henry tara­fın­dan yap­tı­rı­lan komp­leks 1835 yılın­da böl­ge­de­ki sekü­ler­leş­me poli­ti­ka­sı ile etki­siz­leş­ti­ril­miş ve için­de­ki sanat eser­le­ri dahil bir­çok eşya Madrid’deki Atocha’da La Tri­ni­da­des Manastırı’na son­ra da yine Madrid’deki El Pra­do Kra­li­yet Galerisi’ne taşın­mış. Kili­se­si ise; Gotik üslup ağır­lık­lı ancak son­ra­ki dönem ekle­me­le­riy­le yine biraz Röne­sans. Çok renk­li suna­ğı, mezar­taş­la­rı ve röne­sans esin­ti­li süs­le­me­le­ri ile zaman ayır­dı­ğı­nı­za değecek bir yapı. San­ta Cruz La Real Manas­tı­rı 1218 yılın­da Domi­ni­kan rahip­le­ri için kurul­muş bir manas­tır. Kuru­cu­su Aziz Domi­nik 1217 yılın­da bura­ya gel­miş ve evler­de baş­la­yan çalış­ma­la­rı bu manas­tır için izin veril­me­si ile kurum­sal­laş­mış­tır ki, bu manas­tır İspanya’daki ilk Domi­ni­kan manas­tı­rı­dır aynı zaman­da. Engi­zis­yon döne­min­de etkin rol oyna­ma­sı, sekü­ler­leş­me süre­cin­de sahip olduk­la­rı­nın dağı­tıl­ma­sı, zaman için­de işlev­sel­li­ği­nin deği­şip hapis­ha­ne­den has­ta­ne­ye, düş­kün­ler yudu­na ve niha­yet üni­ver­si­te­ye dev­şi­ril­me­si ile geli­yor bugün­le­re manas­tır. Bazı bölüm­le­ri­ni rahat­lık­la geze­bi­lir­si­niz eğer ister­se­niz.

VERA CRUZ KİLİ­SE­Sİ

13 Nisan 1208 yılın­da eski bir evin temel­le­ri üze­ri­ne oni­ki­gen bir zemin pla­nı ile yapı­mı­na baş­la­nan bina tapı­nak şoval­ye­le­ri­nin kut­sal meka­nı. 1229 ve 1312’de ekler­le değiş­ti­ri­lip dönüş­tü­rül­müş iki kat­lı bir gale­ri. Çan kule­si ile de görül­me­ğe değer bir diğer yapı. Daha bir­çok yapı ve yer var görü­le­si Segovia’da… San Este­ban, San Migu­el, San Cle­men­te bir zaman­lar şeh­rin ana sina­go­gu olan Cor­pus Chris­ti ve daha bir­çok kili­se­le­ri, Pla­za Mayor – Este­ban gibi mey­dan­la­rı, sokak­la­rı cad­de­le­ri, yahu­di mahal­le­si dahil, her mahal­le­si… Her şey ayrı bir tad bıra­kı­yor akıl­da… Yap­ma­nız gere­ken şey gez­mek, gör­mek… ve yanı­sı­ra İspan­yol mut­fa­ğı­nın da key­fi­ni çıkar­mak. Yolu­nuz İspanya’ya özel­lik­le kuze­yi­ne doğ­ru düş­müş­se Segovia’yı pla­nı­nı­za dahil edin derim.

Yol­la­rı­mız hep açık olsun.

İlgili Haberler

Leave a Comment