Probiyotiklerin Sağlık Üzerindeki Etkileri

Dini kitap­lar­da bile Haz­re­ti İbr­ah­im­’­in uzun yaşa­ma­sı­nın sır­rı ola­rak bah­se­di­len pro­bi­yo­tik­le­rin tarih­çe­si nere­dey­se insan­lık tari­hi kadar eski. Ancak bu konu­nun ilk kez bilim dün­ya­sı­nın gün­de­mi­ne gel­me­si, Rus bili­ma­da­mı Meç­ni­ko­v­’un Kaf­kas­la­r­’­da­ki insan­la­rın uzun yaşa­mı­nın sır­rı­nı ara­ma­sı ile olmuş. Bu böl­ge­de yaşa­yan insan­la­rın süt ürün­le­ri ve kefir tüket­tik­le­ri­ni sap­ta­yan ünlü bilim ada­mı 1900’lü yıl­lar­da Nobe­l­’i kazan­mış ve çalış­ma­la­rı­nı Pas­te­ur Ens­ti­tü­sü­’n­de sür­dür­me­ye baş­la­mış. Fakat bilim dün­ya­sın­da 2000’li yıl­la­ra kadar bu konu­nun üze­rin­de faz­la durmamışlar.
Pro­bi­yo­tik­ler ülke­miz­de çok faz­la bilin­me­se de dün­ya­da geniş bir kul­la­nım ala­nı olan ürün­ler. Pro­bi­yo­tik­le­ri insan ori­jin­li yarar­lı bak­te­ri­ler ola­rak tanım­la­mak müm­kün. Dün­ya Sağ­lık Örgü­tü ve FAO’­nun tanı­mı­na göre pro­bi­yo­tik­ler, konak­çı­ya yeter­li mik­tar­da veril­di­ğin­de, sağ­lık yönün­den yarar sağ­la­yan can­lı mik­ro­or­ga­niz­ma­lar. Ancak bir bak­te­ri­nin pro­bi­yo­tik ola­rak tanım­la­na­bil­me­si için bazı özel­lik­le­ri­nin olma­sı gere­ki­yor. Bun­lar, insan gast­ro­in­tes­ti­nal sis­te­min­de can­lı kala­bil­me­si, asit ve saf­ra­ya daya­nık­lı olma­sı, muko­za­ya yapı­şa­bil­me­si ve en önem­li­si kli­nik yara­rı­nın gös­te­ril­miş olma­sı, güve­nir­li­li­ği­nin kanıt­lan­mış olma­sı gerekiyor.
Antal­ya­’­da düzen­le­nen VIII. Ulus­la­ra­ra­sı Bes­len­me ve Diye­te­tik Kong­re­si­’n­de yap­tı­ğı sunum­da Gazi Üni­ver­si­te­si Tıp Fakül­te­si Gast­ro­en­te­ro­lo­ji BD ve Nüt­ris­yon Eki­bi­’n­den Doç. Dr. Tar­kan Kara­kan pro­bi­yo­tik­ler­le ilgi­li son dere­ce çar­pı­cı bil­gi­ler aktardı.

Vücu­du­muz­da Hüc­re­le­ri­miz­den Daha Faz­la Bak­te­ri Bulunuyor
Vücu­du­muz­da çok sayı­da bak­te­ri bulun­du­ğu­nu söy­le­yen Doç. Dr. Kara­kan, 70 kilo­luk bir insa­nın vücut ağır­lı­ğı­nın 2 kilo­su tama­men bak­te­ri­ler­den olu­şu­yor. İns­an vücu­dun­da­ki bak­te­ri­le­rin yüzey ala­nı 400 met­re kare geniş­li­ğin­de. İns­and­aki gen sayı­sı 35 bin iken, bak­te­ri­yel genom sayı­sı 2 mil­yo­nun üze­rin­de­dir. Bar­sak­ta 100 tril­yon can­lı bak­te­ri, kolon­da 500’ün üze­rin­de tür bulu­nur. Vücu­du­muz­da top­lam hüc­re sayı­sı 1014, bak­te­ri sayı­sı 1015’dir. Vücu­du­muz­da hüc­re­le­ri­miz­den 10 kat daha faz­la bak­te­ri yaşa­mak­ta­dır” dedi.
Gast­ro­in­tes­ti­nal sis­tem­de asit oldu­ğu için ste­ril oldu­ğu kabul edi­len mide­miz­den bar­sa­ğa doğ­ru inil­di­ğin­de bak­te­ri sayı­sı­nın art­tı­ğı­nı ve kalın bar­sak­ta bu ora­nın en yük­sek düze­ye ulaş­tı­ğı­nı söy­le­yen Doç. Dr. Kara­kan, Endüst­ri ve tıp dün­ya­sın­da kul­la­nı­lan bak­te­ri­le­ri kaba­ca 3 sını­fa ayır­mak müm­kün. Bun­lar için­de lak­to­ba­sil­ler ve bifi­do­bak­te­ri­ler iki temel bak­te­ri gru­bu­nu oluş­tur­mak­ta­dır. Bu iki bak­te­ri gru­bu aslın­da yeni­do­ğan­lar­da anne sütü veya deği­şik etken­ler­den son­ra kolo­ni­ze olma­ya baş­la­yan ilk bak­te­ri­ler­dir. Bir de bu sınıf­la­ra gir­me­yen bir­kaç bak­te­ri ile bak­te­ri olma­yan man­tar gru­bu da bu sınıf­ta tanım­lan­mak­ta­dır” diye konuştu.

Sade­ce Orga­niz­ma­yı Değil Bar­sa­ğı da Bes­le­mek Gerek
Pro­bi­yo­tik­ler aslın­da yarar­lı bak­te­ri­le­ri artı­ran lif­ler­dir. Bu lif­ler çözü­nen ve çözün­me­yen lif­ler ola­rak iki­ye ayrıl­mak­ta­dır. Çözü­nen lif­ler bu grup için­de sayı­la­bil­mek­te­dir. Lif­le­rin pro­bi­yo­tik özel­li­ği olan­la­rı sağ­lık açı­sın­dan yarar­lı­dır. Lif­le­rin bu özel­li­ği taşı­ma­sı için üst gast­ro­in­tes­ti­nal sis­tem­de sin­di­ri­me direnç­li olma­sı, bak­te­ri­ler tara­fın­dan bar­sak­ta far­men­te edil­me­si ve özel­lik­le yarar­lı bak­te­ri­le­ri selek­tif ola­rak çoğalt­ma­sı gere­ki­yor. Konak­çı­ya sağ­lık yönün­den yarar sağ­la­ma­sı gerekiyor.
Bu kav­ram­lar orta­ya çık­tık­tan son­ra kli­nik nüt­ris­yon­da artık sade­ce has­ta­yı bes­le­mek değil, bar­sa­ğı da bes­le­me kav­ra­mı­nın da orta­ya çık­tı­ğı­nı belir­ten Doç. Dr. Kara­kan, Yani yedik­le­ri­miz sade­ce orga­niz­ma­yı bes­le­mi­yor aynı zaman­da bar­sa­ğı da bes­li­yor. Bes­le­nen­ler bar­sak­ta­ki bak­te­ri­ler de ola­bi­lir, bar­sak hüc­re­le­ri de ola­bi­lir. Son yıl­lar­da artık has­ta bes­len­me­sin­de sade­ce kalo­ri ve diğer eser ele­ment­le­rin hesa­bı­nı yap­mak yeri­ne bar­sak sis­te­mi­ni de bes­le­me­miz gerek­ti­ği kav­ra­mı orta­ya çık­tı. Örne­ğin yoğun bakım­da­ki has­ta­la­ra kli­nik nüt­ris­yon yapar­ken paran­te­ral nüt­ris­yon veri­yo­ruz. Bunun yanın­da kalo­ri hesa­bın­dan bağım­sız ola­rak az mik­tar­da da olsa kalo­ri­si­ni hiç düşün­me­den fiber ağır­lık­lı ola­cak şekil­de besin ekli­yo­ruz. Çün­kü ağız­dan bir­şey gir­me­di­ği zaman 2448 saat içe­ri­sin­de zarar­lı bak­te­ri sayı­sı 3 katı­na çıkı­yor. Çok az bir şey ver­di­ği­miz­de ise bu pato­jen bak­te­ri çoğal­ma­sı­nı rahat­lık­la engel­le­ye­bi­li­yor­su­nuz. Yani kav­ram­lar artık çok değiş­ti sade­ce has­ta­yı bes­le­mek değil bar­sa­ğı da bes­le­mek önem kazan­dı. Pro­bi­yo­tik­li bes­len­me sonu­cu bifi­do­bak­ter sayı­sı nor­mal­de %20 iken bir­kaç haf­ta son­ra bifi­do­bak­ter sayı­sı­nın %71’e çık­tı­ğı­nı görü­yo­ruz” diye konuştu.

Bar­sak­ta Bifi­do­bak­te­ri­ler Olma­sa Ne Olurdu?
Doğum mey­da­na gele­ne kadar fetu­sun bar­sak­la­rı ste­ril­dir. Bar­sak­ta hiç bak­te­ri yok­tur. Çalış­ma­lar gös­ter­miş­tir ki bar­sak­la­rı­mız­da hiç bak­te­ri olmaz­sa muko­za geliş­mez­di, bar­sak­lar­da fır­çam­sı kenar enzim­le­ri geliş­mez­di, bar­sak­la­ra kan akı­mı çok aza­lır­dı, bar­sak­lar­da hare­ket­siz­lik mey­da­na gelir­di, sito­kin üre­ti­mi yapıl­maz, len­fo­id doku kay­bo­lur daha doğ­ru­su bağı­şık­lık sis­te­mi çöker ve en ufak bir enfek­si­yon­da has­ta kay­be­di­lir. Yani bu durum orga­niz­ma için bir fela­ket olurdu.
Doç. Dr. Kara­kan, son yıl­lar­da çıkan en önem­li bil­gi­ler­den biri­nin doğum sıra­sın­da bar­sak­la­rı­mı­za yer­le­şen ilk bak­te­ri­le­rin daha son­ra kar­şı­la­şı­lan bak­te­ri­ler­le savaş­ma­yı öğret­ti­ği oldu­ğu­nu söy­lü­yor. İmm­ün sis­te­mi­mi­zin güç­lü olma­sı için bar­sak­la­rı­mız­da yarar­lı bak­te­ri­ler olma­sı gerek­ti­ği­ni söy­le­yen Doç. Dr. Kara­kan, Bu konu o kadar önem­li ki, 2009 yılın­da ABD Sağ­lık Bakan­lı­ğı bar­sak bak­te­ri­si­ni çöz­mek için Mik­ro­bi­yom Pro­je­si diye bir pro­je baş­lat­tı. Bu pro­je insan DNA­’­sı­nın çözü­mü için baş­la­tı­lan pro­je­nin bar­sak­ta­ki kar­şı­lı­ğı. Pro­je bar­sa­ğı­mız­da­ki bütün bak­te­ri­le­rin gene­tik yapı­sı­nı çözüp orta­ya koy­mak için yapı­lan pro­je ve tamam­lan­mak üze­re. Bu tamam­lan­dı­ğı zaman bar­sak­ta­ki bak­te­ri­ler­le diya­bet, obe­zi­te, kalp has­ta­lık­la­rı ve dis­li­pi­de­mi gibi has­ta­lık­lar ara­sın­da iliş­ki olup olma­dı­ğı araş­tı­rı­la­cak. Bu konu gele­ce­ğin konu­su gibi gözük­mek­te, son yıl­lar­da­ki kanıt­lar bar­sak bak­te­ri­le­ri­nin bir­çok has­ta­lı­ğın orta­ya çık­ma­sı­na etken gibi görü­nü­yor” dedi.

Bak­te­ri­ler Bize Nasıl Etki Ediyor?
Doç. Dr. Kara­kan, bar­sak­la­rı­mız­da­ki bak­te­ri­le­rin etki­si­ni şu cüm­le­ler­le dile getiriyor:
Dent­ri­tik hüc­re­ler iki tane bar­sak hüc­re­si­nin ara­sın­dan kol­la­rı­nı uza­tı­yor­lar ve lüme­ne kadar uza­nıp ora­da ne var ne yok onu his­se­de­bi­li­yor­lar. Bun­la­rın par­mak uçla­rın­da resep­tör­ler var. Bu resep­tör­ler­le nere­ye doku­nur­lar­sa onu his­se­de­bi­li­yor­lar. Yarar­lı bak­te­ri­ye dokun­duk­la­rın­da aşa­ğı­ya sin­yal gön­de­ri­yor­lar. Yarar­lı bak­te­ri oldu­ğun­da T hüc­re­le­ri ara­cı­ğı­lı ile regü­la­tu­ar bir bağı­şık­lık sis­te­mi ceva­bı olu­şu­yor. Yani ne inf­la­mas­yon olu­şu­yor ne anti­in­la­mas­yon olu­şu­yor. Vücu­du­muz için çok yarar­lı bir bağı­şık­lık yanı­tı olu­şu­yor ama pato­jen bak­te­ri­ye doku­nur­sa vücut­ta inf­la­mas­yon baş­lı­yor. Bu kri­tik bir nok­ta. Bura­da mey­da­na gelen olay sade­ce bar­sak­la sınır­lı kal­mı­yor. Solu­num sis­te­mi de dahil olmak üze­re bütün vücu­dun bağı­şık­lık sis­te­mi­ni aynı oran­da etki­li­yor. Yani bar­sak­ta­ki bak­te­ri­ler açı­sın­dan güç­lüy­se­niz, solu­num sis­te­mi enfek­si­yon­la­rı­na da yaka­lan­mı­yor­su­nuz. Vücu­du­nuz tüm enfek­si­yon­la­ra kar­şı da savaş­ma gücü kazanıyor.
Bunun dışın­da yarar­lı bak­te­ri­le­rin bir­kaç fay­da­sı daha var. Örne­ğin diğer bak­te­ri­le­rin tok­sin­le­ri­ni par­ça­lı­yor. Anti­mik­ro­bi­yal etki gös­te­ri­yor, çev­re doku­lar­da anti­bi­yo­tik üre­ti­yor­lar. Onun dışın­da tro­fik etki­le­ri de var. Bar­sak hüc­re­le­ri­nin geliş­me­si­ni des­tek­li­yor­lar. Sek­re­tu­var immüng­lo­bü­lin A deni­len özel bir immüng­lo­bü­lin var. Sek­re­tu­var immüng­lo­bü­lin A’nın sen­tez­len­me­si­ni artı­rı­yor­lar. Bu da bir­çok enfek­si­yo­na kar­şı koru­yu­cu özel­lik gösteriyor.

Bar­sak Bak­te­ri­le­ri ve Has­ta­lık­lar Ara­sın­da­ki İlişki
İns­an çalış­ma­la­rı has­ta­lık­la­ra göre bar­sak­ta­ki bak­te­ri­le­rin değiş­ken­lik gös­ter­di­ği­ni orta­ya koy­mak­ta­dır. Bilim dün­ya­sı şu anda ancak ato­pik astım, çöl­yak has­ta­lı­ğı, kolon kan­se­ri, diya­bet, HIV enfek­si­yo­nu, inf­la­ma­tu­var bar­sak has­ta­lı­ğı, IBS, gast­ro­en­te­rit­ler, obe­zi­te ve roma­to­id art­rit­le ilgi­li veri­le­re sahip. Diğer has­ta­lık­lar­la ilgi­li çalış­ma­lar sürdürülüyor.
Üst solu­num yol­la­rı enfek­si­yon­la­rı için bilinç­siz anti­bi­yo­tik kul­la­nı­mı çok yay­gın. Peki bu anti­bi­yo­tik­ler bu kadar masum mu? Doç. Dr. Kara­kan, Enfek­si­yon has­ta­lık­la­rı bilinç­siz anti­bi­yo­tik kul­la­nı­mı söz konu­su oldu­ğun­da direnç geliş­me­si açı­sın­dan tav­si­ye­ler­de bulu­nu­yor. Ama bunun baş­ka bir tara­fı da var. Anti­bi­yo­tik kul­lan­ma­ya baş­la­dı­ğı­mız­da, yarar­lı bak­te­ri sayı­sı en yük­sek sevi­ye­de iken zarar­lı bak­te­ri sayı­sı hız­la aza­lı­yor. Buna kar­şın zarar­lı bak­te­ri sayı­sın­da hız­la bir artış mey­da­na geli­yor. Anti­bi­yo­ti­ği kes­se­niz bile bu flo­ra bozuk­lu­ğu uzun­ca bir süre devam edi­yor. Bu süre kul­lan­dı­ğı­nız anti­bi­yo­ti­ğin türü­ne ve meta­bo­lik yapı­nı­za bağ­lı ola­rak deği­şi­yor. Somut bir örnek ver­mek gere­kir­se geç­ti­ği­miz yıl idrar yolu enfek­si­yon­la­rı için yapı­lan bir çalış­ma­da çok kul­la­nı­lan bir anti­bi­yo­tik olan cip­rof­lok­sa­si­n­’in üç gün kul­la­nı­mı sonu­cu flo­ra bozuk­lu­ğu­nun 7 ay boyun­ca devam etti­ği orta­ya kon­muş. Peki Pro­bi­yo­tik kul­la­nı­mı ile bunu engel­le­mek müm­kün mü?
Bazen anti­bi­yo­tik kul­lan­mak zorun­da­yız elbet­te. Pro­bi­yo­tik kul­la­nı­mı ile bu bozuk­lu­ğun dere­ce­si­ni veya süre­si­ni kısal­ta­bi­li­yo­ruz. Anti­bi­yo­ti­ğe pro­bi­yo­tik­le bir­lik­te baş­la­dı­ğı­mız­da bu bozuk­lu­ğun ya şid­de­ti­ni azal­tı­yo­ruz ya da topar­lan­ma zama­nı­nı kısal­tı­yo­ruz. Bu da çalış­ma­lar­da net ola­rak gös­te­ril­miş” dedi.

Spe­si­fik Has­ta­lık­lar­da Probiyotikler
Doç. Dr. Kara­kan, İrr­it­abl Bar­sak Send­ro­mu, Ülse­ra­tif Kolon ve Chron Has­ta­lı­ğın­da, Yağ­lı Kara­ci­ğe­r­’­de pro­bi­yo­tik kul­la­nı­mı­nın sonuç­la­rı­nı şöy­le dile getirdi:
IBS (irri­tabl bar­sak send­ro­mu) top­lu­mun en yay­gın has­ta­lık­la­rın­dan bir­ta­ne­si. Bayan­lar­da daha sık görü­len diya­re, kons­ti­pas­yon, gaz soru­nu ve karın ağrı­sı ile ken­di­ni gös­te­ren bir has­ta­lık­tır. Net bir teda­vi­si yok­tur. Teda­vi­de spazm çözü­cü ilaç­lar, çeşit­li kal­si­yum kanal blo­ker­le­ri, anti­dep­re­san­lar kul­la­nı­lı­yor ama kesin bir kür elde etmek henüz müm­kün olmadı.
2010 yılın­da yapı­lan bir çalış­ma­da IBS­’­li has­ta­lar­dan diya­re ön plan­da olan has­ta­lar­da lak­to­ba­si­lin azal­dı­ğı, strep­to­ko­kun ve diğer bak­te­ri­le­rin art­tı­ğı gös­te­ril­miş. Kons­ti­pas­yo­nun ön plan­da olan has­ta­lar­da ise baş­ka bazı bak­te­ri­le­rin artıp azal­dı­ğı gös­te­ril­miş. Miks for­mun­da da bam­baş­ka bak­te­ri­le­rin artıp azal­dı­ğı gös­te­ril­miş. Demek ki, spas­tik kolon has­ta­lı­ğı bar­sak­ta­ki bak­te­ri den­ge­siz­li­ği sonu­cu mey­da­na gel­mek­te­dir. En azın­dan etken­ler­den bir­ta­ne­si budur. IBS­’­de çok sayı­da çalış­ma var. Pro­bi­yo­tik veril­me­si ile ilgi­li ola­rak yapı­lan çalış­ma­lar­da, özel­lik­le son yıl­lar­da yapı­lan çalış­ma­lar olduk­ça başa­rı­lı. Tüm çalış­ma­la­rı özet­ler­sek IBS­’­da yarar­lı bak­te­ri­le­rin kul­la­nıl­ma­sı hem semp­tom sko­ru­nu hem de genel durum­da iyi­leş­me hali­ni artırıyor.
İnfl­am­at­uv­ar Bar­sak Has­ta­lı­ğı, Ülse­ra­tif kolit ve Crohn has­ta­lı­ğı ola­rak bili­nen süre­gen kro­nik has­ta­lık­lar­dır. Bun­la­rın teda­vi­sin­de de immün­süp­re­sif ilaç­lar kul­lan­mak zorun­da­yız. Ama Natu­re Der­gi­si­’n­de yayın­la­nan bir çalış­ma, sağ­lık­lı insan­la­rın bar­sak bak­te­ri­le­ri ülse­ra­tif kolit­li­le­rin ve crohn has­ta­la­rı­nın bar­sak bak­te­ri­le­ri­nin bir­bi­rin­den çok fark­lı oldu­ğu­nu orta­ya koy­mak­ta­dır. Bu has­ta­lı­ğın pato­ge­ne­zin­de yine bar­sak flo­ra­sın­da­ki den­ge­siz­lik­ler etken olmak­ta­dır. Teda­vi­si ile ilgi­li ilk adım­lar atı­lı­yor. Özel­lik­le ülse­ra­tif kolit­te pro­bi­yo­tik teda­vi­si­nin çok ümit vaad etti­ği­ni söy­le­ye­bi­li­rim. Kıla­vuz­la­ra gir­mek üze­re gibi görünüyor.
Heli­co­bac­ter Pylo­ri mide­miz­de yer­le­şen ülser yapan bir orga­niz­ma. Bu orga­niz­ma­yı yok ede­bil­mek için dört­lü anti­bi­yo­tik teda­vi­le­ri veri­yo­ru, flo­ra­yı alt üst edi­yo­ruz. Bu neden­le heli­co­bac­ter pylo­ri teda­vi­si­nin yanı­na pro­bi­yo­tik eklen­me­si­nin fay­da­la­rı yıl­lar­dır araş­tı­rı­lı­yor. Geçen ay çıkan bir çalış­ma­da Heli­co­bac­ter Pylo­ri bak­te­ri­si ile mide­miz için yarar­lı olan bak­te­ri­ler­den lak­to­ba­si­lu­su aynı orta­ma koy­muş­lar. Daha son­ra Heli­co­bac­ter Pylo­ri­’­nin pato­jen for­mun­dan pato­jen olma­yan for­mu­na dön­dü­ğü net ola­rak gös­te­ril­miş. Bu da Heli­co­bac­ter Pylo­ri teda­vi­sin­de anti­bi­yo­tik­le­rin yan etki­le­ri­ni azalt­ma­nın yanın­da direkt ola­rak Heli­co­bac­ter Pylo­ri­’­nin ken­di­si­ni de bas­kı­la­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor. Bunun­la ilgi­li çok sayı­da çalış­ma bulu­nu­yor. Hep­si­ni özet­ler­sek, özel­lik­le diya­re ve bulan­tı­yı azalt­tı­ğı net ola­rak gös­te­ril­di. Yani teda­vi­ye uyu­mu­nu artı­rı­yor, era­di­kas­yo­nu­nu da %1015 ara­sın­da artı­yor, gaz şika­ye­ti­ni de azaltıyor.
Kara­ci­ğer doku­su: Kara­ci­ğer bar­sak­tan bağım­sız bir organ değil. Bar­sak­tan gelen kan por­tal ven ara­cı­lı­ğı ile direkt kara­ci­ğe­re ula­şı­yor. Dola­sıy­la bar­sak­la­rı­mız­da pato­jen bak­te­ri çoğun­luk­tay­sa, bura­dan gelen endo­tok­sin­ler kara­ci­ğer için­de inf­la­mas­yo­na sebep olu­yor. Yarar­lı bak­te­ri­ler çoğun­luk­ta ise bu inf­la­mas­yon mey­da­na gel­mi­yor. Bar­sa­ğı­mız aslın­da geçir­gen değil­dir, çok sıkı bağ­lan­tı­lar­la bir­bi­ri­ne bağ­lı­dır. Ara­la­rın­dan bir­şey sız­dır­maz­lar. Alkol bu bağ­lan­tı­la­rı çözü­yor ve bar­sak çok geçir­gen hale geli­yor. Aynı zaman­da da bar­sak­ta bak­te­ri­le­ri artı­rı­yor. Dola­yı­sıy­la bak­te­ri­ler bura­dan geçi­yor ve bu bak­te­ri­ler, endo­tok­sin­le­ri kara­ci­ğe­re ula­şı­yor. Bura­da inf­la­mas­yon yol­la­rı­nı tetik­li­yor­lar. Dola­yı­sıy­la bar­sak­ta­ki zarar­lı bak­te­ri sayı­sı kara­ci­ğer ilti­hap­lan­ma­sı için önem­li bir etken. Bura­da zarar­lı bak­te­ri sayı­sı­nı azal­ta­bi­lir­sek kara­ci­ğer­de­ki inf­la­mas­yo­nu da azaltabiliriz.
Yağ­lı Kara­ci­ğer Has­ta­lı­ğı için de geçer­li bir durum bu. Alkol kul­la­nıl­ma­dı­ğı hal­de olu­şan bu has­ta­lık­ta insü­lin rezis­tan­sı çok önem­li. İns­ül­in diren­ci aslın­da düşük dere­ce­li inf­la­mas­yon­dan kay­nak­la­nı­yor. Düşük dere­ce­li inf­la­mas­yon ise bar­sak­ta­ki pato­jen bak­te­ri­le­rin çok olma­sın­dan mey­da­na geli­yor. Bun­lar bir­bi­ri­ni tamam­la­yan hal­ka­lar şek­lin­de. Bura­da pato­jen bak­te­ri sayı­sı çok oldu­ğun­da hem yağ­lan­ma­yı artı­ran insü­lin diren­ci mey­da­na geli­yor hem de kara­ci­ğe­re endo­tok­sin mey­da­na gel­di­ğin­de de ilti­hap­lan­ma olu­şu­yor. Bunun sonu­cun­da da fib­ro­zis ve siroz mey­da­na geli­yor. Dola­yı­sıy­la bar­sak bak­te­ri­le­ri pato­jen­den yarar­lı bak­te­ri­le­re doğ­ru çev­ri­le­bi­lir­se yağ­lı kara­ci­ğer has­ta­lı­ğın­da başa­rı­lı sonuç­lar elde edebiliyoruz.
Obe­zi­te teda­vi­si konu­sun­da özel­lik­le iskan­di­nav ülke­le­ri­nin yap­tık­la­rı çalış­ma­lar obez insan­la­rın bar­sak bak­te­ri­le­ri ile zayıf insan­la­rın bar­sak bak­te­ri­le­ri­nin bir­bi­rin­den tama­men fark­lı oldu­ğu­nu gös­te­ri­yor. Obez insan­la­rın bar­sak­la­rın­da pato­jen bak­te­ri­ler ağır­lık­lı­dır. Zayıf­la­dık­la­rı zaman bar­sak bak­te­ri­le­ri ken­di­li­ğin­den nor­ma­le dönü­yor. Bunun­la ilgi­li ola­rak yapı­lan çalış­ma­lar­da yarar­lı bak­te­ri­le­ri dışa­rı­dan verir­sek kilo kont­ro­lün­de fay­da­sı olur mu diye araş­tı­rı­lı­yor. Özet­le yarar­lı bak­te­ri­le­rin meta­bo­lik duru­mu düzelt­ti­ği kilo veril­me­si­ni kıs­men de olsa des­tek­le­di­ği­ni gös­te­ren çalış­ma­lar var.

Pro­bi­yo­tik­ler Ömrü Uza­tı­yor mu?
İns­an çalış­ma­sı yok ama Japonya’da fare­ler üze­rin­de yapı­lan bir çalış­ma pro­bi­yo­tik veri­len fare­le­rin ömrü­nün 1,5 kat uza­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor. Bu çalış­ma­la­ra göre pro­bi­yo­tik veri­len fare­ler­de kan­ser geliş­mi­yor, veril­me­yen­ler­de ise yaşa bağ­lı ola­rak kan­ser­ler mey­da­na geli­yor. Bili­ma­dam­la­rı bunun­la kal­ma­mış­lar gen eksp­res­yon­la­rı­na bak­mış­lar. Pro­bi­yo­tik alan­lar­da yaş­lan­ma­yı sağ­la­yan gen­le­rin hiç­bi­ri art­ma­mış. Yaş­lan­ma gen­le­ri aktif olmamış.

İlgili Haberler

Leave a Comment