“Melanomda patron plastik cerrahtır”

sıdıka kurul

İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Plastik Cerrah Prof. Dr. Sıdıka Kurul, malign melanomun teşhis ve tedavisinde ekibin başında plastik cerrahların bulunması gerektiğini söylüyor. Erken teşhisle yüzde yüze yakın tedavi edilebilen bir hastalık olan melanomun tanınmasında tüm hekimlerin dikkatli olması gerekiyor.

Melanom risk grubunu kimler oluşturur?

Açık deri rengi, renkli gözlüler, kızıl saçlılar, güneşe maruz kaldığında hemen kızaranlar, ailesinde melanom olanlar, çocukluğunda güneş yanığı yaşayanlar risk grubundadır.

Malign melanomu nasıl tanırız?

Muayenede bir benin melanoma dönüşme riski taşıdığını görebiliriz. Risk oluşturan benlerin ameliyatla alınması önleyici cerrahidir. Benlere bıçak değdirmek riskli değil, tersine riskleri ortadan kaldırmaktır. Bende büyüme çapının genişlemesi şeklinde, kabarıklığının artması şeklinde olabilir. Renk değişikliği olur; renk açılabilir, koyulaşabilir, alacalı hale gelebilir, ben kaybolabilir. Kenarlarının dantela gibi düzensiz hale gelebilir, asimetrik olabilir. Bu belirtiler ortaya çıktığı zaman paniğe kapılmamak, korkmamak çok önemli. Tüm kanserlerde kişinin kendi kendini kontrol etmesi ve günlük alışkanlıklarındaki farklılığı fark etmesi son derece önemli. Vücudunda çok fazla ben olan bir kişinin bir dermatoloji kliniğine akredite olması, benlerinin yerlerinin işaretlenmesi, benlerin dermaskop cihazıyla muayene edilmesi, bütün benlerin kayıt altına alınması, riskli görünen benlerin alınması gerekiyor.

Hastalarında çok fazla ben gören hekimlerin de aynı şekilde davranması gerekiyor herhalde?

Her şeyden önce bireyin farkına varması gerekir. Derideki lezyonlar genelde ihmal ediliyor. herkesin banyodan çıkınca bir boy aynasının karşısına geçerek, vücudunun önüne, arkasına, ayak tabanına, makatına, penisine, testislerine spektrumuna vs. bakması gerekir. Yakımızdaki insanlara, kuaförlere çok önemli görevler düşüyor. Ben Berlerler Odası’na uyarıcı mektup yazdım. Ve tabii hekimlerin de aynı şekilde bunu yapması gerekir. Muayene sırasında hastanın tamamen soyunması lazım ama vakit olmadığından, hastalar kolay çıkarabilecekleri gibi giyinmediklerinden pek mümkün olmuyor. Oysa melanom erken teşhis edilebilen bir kanser türü. Yüzde 80’den fazlası erken teşhis edilir ve hastaların büyük bölümü, yüzde 90’dan fazlası, hatta yüzde 100’ü kurtulur. Gözle bakıldığında yanılma payı yüzde 35’lerdedir ama patalojide bu oran çok daha düşer. Hastalar korktukları ya da ihmal ettikleri için geç geliyorlar.

“PANİK DEĞİL PLAN YAPILMALI”

İhmalin karşısında da panik var. Kanserin adı bile paniğe neden oluyor, hemen ameliyat ya da hemen kemoterapi gündeme geliyor. Çok mu panik yapıyoruz?

İnsanları medya aracılığıyla alarme ediliyor, hemen doktora gidiyorlar, o doktora güvenmiyor, başka doktora gidiyorlar. Bu belki de Akdeniz insanının bir özelliği. Bir konuda karar vermeden önce olayı anlamanız gerekiyor. Bir kanserde tek başına cerrahi olarak tedavi edilebilir, tek başına ilaçla tedavi edilebilir veya radyoterapi ile kemoterapi kullanılabilir. Elimizdeki enstrümanların hangisi hasta için daha faydalı? Hemen anında cerrahiye karar vermenin, bugün konuşup yarın ameliyat yapmanın sakıncaları vardır. Patient management’te pataloji raporunu çok iyi okumak, tatmin olmadıysanız ikinci bir pataloji görüşü almak, radyoloji sonunucunu iyi incelemek, doğru okuyup yorumlamak, eğer kalitesiz ise yeniden yaptırmak önemlidir. Hastayı dinlerseniz o size anlatır, bir yara ne zaman açılmış, bir ben ne zamandır var? Ameliyattan önce mutlaka radyolojik görüntülerden emin olmanız gerekir, çünkü radyoloji görüntüleri size yapacağınız ameliyatın genişliği konusunda bilgi verir, kuracağınız ekibi buna göre belirlersiniz. Ameliyat öncesi radyoterapi ya da ilaç tedavisi yapabilirsiniz. Bütün mesele bu planlamayı yapmak. Radyolojik görüntülemelerde PET-BT önemli bir görüntüleme yöntemidir. Verilen radyoaktif maddeyi metabolizmasında kullanır ve buna bağlı olarak metastaz görünür hale gelir.

Tümörün kaç milimetre kalınlığında olduğu önemlidir. 1 mm’nin altındaki melanomların hayatı tehdit edici bir özelliği yoktur. 4 mm’nin üzerindeki tümörler, diğer bazı başka özellikleri de taşıyorsa, risk oluşturabilir. Evre 4 hastalıksa, yani karaciğerinde, akciğerinde sıçrama varsa çok ciddi ilaç tedavisi yapılması gerekir. Lenf bezlerinde büyüme olup olmadığını da anlamak gerekir. Bunu elle muayene ile anlayabiliriz. Varsa örnek alıp metastaz var mı yok mu bakarız. Klinik muayenede lenf bezlerinde herhangi bir büyüme yoksa lenf haritalaması, diğer bir deyişle bekçi lenf bezi biyopsisi yapıyoruz. Ameliyattan önce lenfosintigrafi çektiriyoruz, aynı gün hastayı ameliyata alıyoruz, ameliyat sırasında mavi boya yapıyoruz. Hem lenfosintigrafide verilen radyoaktif maddeyi hem ameliyatta verilen mavi boyayı sünger gibi çeken bekçi lenf bezini çıkarıyoruz.

“HASTA KONSEYLERİ BÜYÜK KAYIP”

Hastayı tedavi eden ekip kurulurken kimin kontrolü altında olması gerekiyor, kararlar nasıl alınmalı?

Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde temel branşlar var. Vajinal kanaması varsa kadın doğuma, ses kısıklığı varsa kulak-burun-boğaza, geçmeyen yara varsa plastik cerraha gider uzmanına gider. Hastanın sahibi hastayı ilk gören kişidir. Hastayı dinler, parça alır, patalojiye yollar, ilk değerlendirmeyi yapar. Radyolojik inceleme sonunda teşhis konulur ve hangi tedavinin uygulanacağına karar verilir. Üniversite yasası çıkmadan önce bizim hasta konseylerimiz vardır, hala devam ediyor aslında. Hastaların tedavisine o konseylerde karar verilirdi. Maalesef arkadaşlarımız ayrıldığı için bu konseyleri eskisi gibi yapamıyoruz. Bunların yararı tartışılmaz. Hasta kapı kapı dolaşmıyor. ‘Git seni radyoloji uzmanı görsün, git seni medikal onkolog görsün, git şu filmi bir daha okut’ ortadan kalkıyor. Bir başka avantajı da çok farklı fikirlerin ortaya çıkması. Sonunda bir mutabakata varılıyor. Tedavi sürerken hastayı konseyine götürüp sonuçları sunuyorsunuz ve yeniden bir karar alıyorsunuz. Bu hekim olmanın gerçekten keyfini çıkarabileceğiniz bir durum. Artık bunlara ulaşamıyoruz. Bu toplantıları yapmamız güçleşiyor.

Melanomda plastik cerrahı ön plana çıkaran nedir?

Plastik cerrah sihirbazdır. Hem tümörü çıkarır, hem de tümörün çıkarılmasından sonra oluşan büyük yarayı kapatır. Büyük yarayı kapatmayı bilmeyen cerrah tarafından ameliyat yapılırsa kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Cerrah, “Ben bu yarayı kapatamam” deyip daha dar sınırda çıkarır, ki bu onkolojik cerrahide çok önemlidir. Ortopedi grubuyla birlikte yaptığımız ameliyatlarda cerrah tümörü çıkarır, ben bu yarayı nasıl kapatacağım diye düşünmez. Yarayı kapatmak benim işimdir. Melanomda patron plastik cerrahtır.

“DEVLET MEMURLUĞU

TABİATIMIZA AYKIRI”

Üniversiteden ayrılacaksınız sanırım. Bu ayrılıklar hastanelerde, üniversitelerde nasıl sonuçlar yaratacak?

Ben devletteki hastalarımı bırakmak istemiyorum, ama muayenehane hekimi olmaktan da çok memnunum. İnanılmaz bir etkileşim içinde oluyorsunuz. Özel hastanelerdeki uygulamaları görüp bunu devlet hastaneye taşıyorsunuz, üniversite hastanesini daha dinamik bir hale getiriyorsunuz. Üniversitedeki bir uygulamayı özel hastanede anlatıyorsunuz. Devlet hastanesindeki bir hemşirenin geliştirdiği bir beceriyi özel hastanedeki hemşirelere anlatıyoruz. Herhangi bir iş yaptığınız zaman para kazanıyorsunuz, ama aslolan bilgiyi paylaşmak. Ben ve arkadaşlarım Çapa’da öğrendiğimiz her şeyi paylaştık. Ayrıca iki hayatı bir arada yaşamak çok dinamik tutuyor. Devlet memuru olmak insan tabiatına aykırıdır. İnsan sürekli işini kaybedeceğinden endişe etmelidir ki sürekli üretsin. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciler, asistanlar ve hastalar daha araştırıcı, daha dinamik olmamız için bize baskı yaptılar, bizi zorladılar. Ben sabah 8’de işe gideceğim, dörde kadar çalışacağım, sonra ne yapacağım? Halk bizi eğitmek için çok para harcadı. Son derece dinamik, canavar genç doçentler var. Bir destek verseniz dünyayı yerinden oynatacak kadar bilgi birikimleri, enerjileri var. Bu kadar eğitimli insana “saat dörtten sonra sen çalışma” diyeceğiz. 40 yaşında bir cerrahı bu ülke tepe tepe kullanabilir.

Sıdıka Kurul kimdir?

1973 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldu. Aynı fakültenin genel cerrahi ve plastik cerrahi kliniklerinde ihtisaslarını yaparak 1980 yılında genel cerrah, 1983 yılında plastik cerrah ünvanlarını aldı. 1989 yılında plastik cerrahi doçenti, 1995 yılında plastik cerrahi profesörü oldu. Prof. Dr. Kurul, halen İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde plastik Cerrahi profesörü olarak akademik görevini sürdürmektedir. Prof. Dr. Sıdıka Kurul’ un ulusal ve uluslar arası dergilerde 100 yayını, ulusal ve uluslar arası toplantılarda 95 tebliği vardır. Kurul İstanbul Üniversitesi’ndeki idari görevleri yanında değişik dergilerde yayın kurulu üyeliği, Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği, Onkoloji Derneği, Türk Onkoloji Vakfı gibi kuruluşlarda yönetim kurulu görevini sürdürmektedir.

Yorum eklemek için kullanıcı girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş