Doktor her antibiyotiğin direnç durumunu bilmek zorunda

Antibiyotik empirik kullanılmalı

serhat_unal

Prof. Dr. Serhat Ünal

Prof. Dr. Serhat Ünal kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapmaktaolan Prof. Dr. Serhat Ünal 1989 yılında doçent, 1995 yılında profesör kadrosuna atandı. 1991 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünite Öğretim Üyesi olarak çalışmakta olan Prof. Dr. Ünal, 2001-2013 yılları arasında İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı, 2006-2011 yılları arasında ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2013 yılında İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığına seçilen Ünal, bu görevini halen yürütmektedir. Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği, International Society of Infectious Diseases (ISID), American Society for Microbiology (ASM) Infectious Diseases Society of America (IDSA), European Society of Clinical Microbiology and Infectious Diseases (ESCMID) dernekleri üyesidir. 157 ulusal, 166 uluslararası dergilerde yayınlanmış 233 bilimsel yazısı, 458 bildirisi ve yurt içinde yayınlanmış farklı kitaplarda 71 kitap bölümü, 42 kitap editörlüğü bulunmaktadır.Başlıca ilgi alanları; gram pozitif bakterilerde değişik antibiyotiklere direnç mekanizmaları, moleküler biyoloji tekniklerinin infeksiyon hastalıkları tanısında kullanımı ve HIV infeksiyonudur.

 

Ülkemiz antibiyotik direncinde dünyanın en kötü durumdaki ülkeleri arasında. Bilinçsiz antibiyotik kullanımı yüzünden elimizde az sayıda dirençsiz antibiyotik kaldı. Türkiye’de antibiyotiklerin yüzde 40’ının nezle, grip gibi viral kaynaklı solunum yolu hastalıklarında kullanıldığına dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, “Direnç en çok buradan kaynaklanıyor. Ayrıca her aile hekimi antibiyotiklerin direnç durumunu bilip buna uygun ilaç seçmeli” diyor.

Antibiyotik deyince ne anlamalıyız, yanlış antibiyotik kullanımı nedir?
Antibiyotik dediğimiz zaman sadece bakterileri öldüren ya da onların üremesini durduran maddeleri anlıyoruz. Hastalık yapan sadece bakteriler değildir. Virüsler, nezleye, gribe, AIDS’e neden olur, Herpes, Papillon, Hepatit B, C; bunlar da virüstür. Siz hiç AIDS virüsü HIV’i öldürmek için antibiyotik kullanıldığını duydunuz mu? Antibiyotiklerin virüslere hiçbir etkisi yoktur. Mantarlara ve parazitlere de etkisi yoktur. Antibiyotik tüm bu mikropları öldürmez, sadece bakterileri öldürür. Doğal yollarla elde edilen antibiyotiklerin yanı sıra bugün laboratuvarda yapılmış sentetik ilaçlar da var. Örneğin Kinolonlar var. İrrasyonel antibiyotik kullanımının en büyük nedeni antibiyotikleri viral hastalıkların tedavisinde kullanmaktır. Bunu hem vatandaş yapıyor, hem doktorlar yapıyor.

ATEŞİ ANTİBİYOTİK DEĞİL, PARASETAMOL DÜŞÜRÜR
Enfeksiyon hastalığı genellikle dışarıdan alınan bir mikroptan kaynaklanan hastalıktır. Vücudumuza bir mikrop girdiği zaman hemen bir reaksiyon veririz. Bir kavga başlar ve bu kavgayı kim kazanırsa onun dediği olur. Burada belirleyici olan mikrobun ne kadar kuvvetli olduğu ve kişinin immün sisteminin ne kadar güçlü olduğudur. Genelde de bizim immün sistemin kırıklıkları, kırgınlıkları daha fazla yatkınlık sağlayarak hastalıklara yol açar. Yüzde 90’ımızın vücudunda tüberküloz vardır. Hepimiz Herpes virüsü taşıyoruz. İmmün sistemimiz sağlam olduğu sürece bunlar hastalık yapmaz. Ne zamanki beslenme bozukluğu, stres, araya giren hastalıklar, kanser tedavisi, moral bozukluğu ile immün sistem zayıflar; uçuk ya da tüberküloz ortaya çıkar. İnfeksiyon hastalığının en önemli belirtisi yüksek ateştir. Ama her yüksek ateşe infeksiyon derseniz çuvallarsınız. Çünkü ateş vücudun yabancı proteine karşı verdiği savaştır. Bu protein dışarıdan gelen mikrop da olabilir, otoimmün sistem hastalıklarında vücudun yabancı algıladığı kendi proteini de olabilir, kanser proteini de olabilir. O yüzden ateşi görür görmez antibiyotik basmak en büyük sıkıntımız. Antibiyotiğin tek başına ateş düşürücü bir etkisi yok. Ateş düşüreceksen Parasetemol kullanacaksın. Antibiyotik öyle yaygın hale geldi ki, hayat boyu Alfasilin kullanarak yaşayan epilepsi hastası, kabız için Alfasilin kullananı bile gördüm. Antibiyotik bağırsak florasını bozduğu için ishal yapar, yan etkisi için kullanıyor amca.
Her yetişkin yılda 6-8 kez nezle geçirir, ama bizim hastalarımız her nezle olduğunda doktora gidip antibiyotik yazmasını talep ediyor, doktor yazmayınca da BİMER’e ş ikayet ediyor. BİMER’e giden her ş ey de ciddiye alınıyor. O zaman doktor ne diyor: “Hangisini istiyorsun, yazayım?” Yıllarca böyleydi, devlet de arkasında duramadı.

GEREKMEDİKÇE KILICI KININDAN ÇIKARMAYACAKSIN
Ne yapmalıyız? Antibiyotik verdiğinizde bakteriler ölür, ölür, ölür; sonunda bir tanesi ölmemeyi öğrenir. O bir tane zaten mesele. Anında milyarca dağılır. Direnç gelişmesi doğal, her ahval ve şeraitte hayatta kalmak için yaratılmış bir canlıya “Ben seni öldüreceğim” diyorsun. Bu canlı ile antibiyotiği ne kadar sık karşılaştırırsan o kadar kolay direnç kazanır. İnfeksiyon hastalıklarındaki altın kuralı herkesin bilmesi gerekiyor: Gerekmedikçe kılıcı kınından çıkarmayacaksın. Gerçekten bakteriyel enfeksiyonu göstermeden antibiyotik vermeyeceksin. Sadece direnç geliştirmesine yardımcı oluyorsun. E ğer kılıcı çektiysen de bütün kafaları kopartacaksın. Bir kolunu koparırsan beş kolla geri gelir. Kafayı kopartmak lazım: Doğru antibiyotiği, doğdu dozu, doğru sürede vereceksin. Hastanın da kesinlikle tedaviyi yarım bırakmaması ve yazılan dozu alması gerekiyor.

Doğru antibiyotik nasıl seçilir?
Kültür alacaksın. Mikroorganizmayı ele geçirip duyarlılığına bakacaksın. Ülkemizde kültürü almak da sorun, kültürü değerlendirecek laboratuvar da sorun. Peki kültürü alamadığımız durumda doğru antibiyotik veremez miyiz? Empirik antibiyotik tedavisiyle bu mümkün. Kural şu: Sinüzit tanısını koyduysan bunu hangi mikroplar yapar bileceksin. Bütün dünyada aynıdır bunlar. Sinüzit etkenleri, Streptokokus Pnomonia, Hemofilus İnfluenza ve Moraxella Catarhallis’tir. Ya üçünden biri vardır, ya ikisi vardır, ya da üçü birden. Bunu bilemezsin ama bu üçünü de dikkate almak zorundasın. Hepsini kitaplar yazar, tahmin edebilirsiniz. Sonra da duyarlılığını bileceksin. Bunlar ise dünyanın her yerinde farklıdır. Bunların direnç durumunu belirleyen faktör bu ülkede hangi antibiyotiklerin hangi sıklıkta kullanıldığıdır. Örneğin Pnömokok Penicilin direnci ABD’de yüzde 22, İ spanya’da yüzde 40, Türkiye’de yüzde 45. Benim bunu bilmem lazım. Burada sürveyans devreye giriyor. Şimdi ben yapılan tüm çalışmaların aile hekimlerine gönderilmesi için ciddi bir uğraş veriyorum. Üniversiteler, büyük hastaneler bunları çalışıyor. Sanki kültür yapmış gibi olur. Bazı ilaç firmaları da bu çalışmaları yapıyor. Çünkü sattıkları antibiyotiklerin direnç durumunu bilmek zorundalar. Tüm dünyada yapılan SOAR diye bir çalışma var, biz de katılıyoruz. Türkiye’nin değişik hastanelerinden daha önceki yıllarda ya da o yıl izole edilmiş suşların duyarlılığına bakıyoruz.

Doğru ilacı seçerken sinizütte diyelim üç etkene de duyarlı olmalı antibiyotik. Diyelim buna uygun 4-5 adet ilaç var. İlacı neye göre seçeceğim? Kullandığın antibiyotik ağızdan aldığında kana geçti ama sinüse ne kadar geçiyor, enfeksiyon bölgesine geçme oranına dikkat edeceğim. Orada etkin konsantrasyonlara ulaşıyor mu? Bu farmakokinetik özelliktir. Verdiğim hastaya bu antibiyotik uygun mu? Karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği olabilir, gebelik olabilir. Hastaya özel durumlara negatif etkisi olup olmadığına da bakacağız. İlacın genel yan etkilerini göz önünde bulunduracağız. Etkileşim de çok önemli. Toplum yaşlanıyor, her biri beşer altışar ilaç kullanıyor. Öyle etkileşimler var ki, çok tehlikeli sonuçları olabiliyor. Zor direnç gelişen antibiyotik tercih edilmeli. Ve son olarak ucuz olan seçilmeli. Hatta son yıllarda doğaya dost olan antibiyotik tercih ediliyor.

Tedbir alınmazsa enfeksiyon her yıl 10 milyon can alacak!
• Antibiyotiklerin yanlış nedenlerle veya doğru olmayan biçimde kullanılması, bakterilerin sonraki ilaç tedavilerine karşı direnç göstermesine neden olabilir.
•Antibiyotik direnci, bakterilerin herhangi bir antibiyotiğin varlığına rağmen üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesidir.
• Antibiyotiklere karşı direnç geliştiğinde, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde bu antibiyotikler etkili olamaz.
• Antibiyotik direnci, küresel sağlık için en büyük tehditlerden biridir. Herhangi bir ülkede, herhangi bir yaşta, herkesi etkileyebilir. Bu doğal bir süreçtir ve maalesef bu bakteriler için yeni ilaçlar mevcut değildir.

Antibiyotik direncine neden olan etkenler;
• İlaç kullanımında özensiz davranılması
• İlaçların gereksiz ve aşırı kullanımı
• Gerekmediği halde çoklu ilaç kullanımı
• Süresi geçmiş ilaçların kullanılması
• Hekim önerisi dışında uygunsuz kişisel tedavilere başvurulması olarak özetlenebilir.
• Yeni direnç mekanizmalarının ortaya çıkıp yayılması ile yaygın enfeksiyonları tedavi etme ş ansımız tehlikeye girer, bireylerin ölümü ya da engelli kalması ile sonuçlanan küresel bir sorun oluşturur.
• Enfeksiyonlar birinci basamak ilaçlara dirençli hale geldiğinde, daha pahalı tedaviler kullanılmak zorunda kalınır.
• Hastalık ve tedavi daha uzun bir süre, genellikle hastanelerde gerçekleştirilir.
• Aileler ve toplumlar üzerindeki ekonomik yükü artırır.
• Organ nakli, kanser kemoterapisi ve majör cerrahi operasyonlar gibi modern tıbbın başarıları antibiyotik direnci nedeniyle tehlikeye girer.
• Aksiyona geçilmezse, 2050 yılı itibariyle her yıl enfeksiyon kaynaklı 10 milyon ölüm gerçekleşebileceği tahmin edilmektedir.

Aşırı ve yanlış antibiyotik kullanımının önüne geçerek antibiyotik direncini önlemek için;
• Hijyen koşulları iyileştirilmeli
• Tarımda gereksiz antimikrobiyal ilaç kullanımı azaltılmalı
• Bakteriyel enfeksiyonlar ve grip veya rotavirüs gibi viral enfeksiyonların bulaşmasını önlemek için hasta kişilerle yakın temastan kaçınılmalı
• Antibiyotikler yalnız hekim reçetesi ile kullanılmalı, tedavi süreci tamamlanana kadar ilaç kullanımı bırakılmamalı
• Antibiyotikler asla başkalarıyla paylaşılmamalı
• Yarının kahramanları olmak için, doğru ilacı için…

SOAR (Antibiyotik Direnci Sürveyans Çalışması)
SOAR çalışması Orta Doğu, Latin Amerika, Asya-Pasifik, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Doğu Avrupa bölgelerinin genelinde 15 antibiyotikle, en sık rastlanan toplum kökenli solunum yolu patojenlerinin duyarlılığını/direncini değerlendiren bir sürveyans çalışmasıdır.
SOAR Türkiye çalışmasında: 14 yıldır, 5 ana 4 satelit merkezde, çocuk, erişkin ve yaşlı hastalardan alınan örnekler ile üst solunum yollarında en sık görülen 4 bakteri için Penisilin, Sefalosporin, Makrolit, Kinolon gruplarından 14 antibiyotiğin duyarlılık/direnci değerlendirilmiştir.

Antimikrobik direnç ile mücadele
Birleşmiş Milletler büyüyen antimikrobiyal hastalıklar konusunu tartışmaya hazırlanırken büyük ilaç şirketleri konuyla ilgili tedbir amaçlı bir anlaşma imzaladı.
13 ilaç firması tarafından imzalanan anlaşma kapsamında; firmalar toksik atıkların su kaynaklarına karışması da dahil olmak üzere antibiyotiklere direnç gelişmesine zemin hazırlayan antibiyotik üretiminin yapıldığı fabrikalardan kaynaklanan kirliliği engelleme konusunda iş birliği yapacak.
Aynı zamanda firmalar, antibiyotiklerin gereksiz kullanımının bu ilaçlara dirence neden olması dolayısıyla toplumu ve sağlık profesyonellerini gereksiz antibiyotik kullanımı konusunda bilinçlendirmek üzere çalışmalar yürütecek.
193 ülkenin imzasıyla yayınlanması beklenen BM bildirisiyle antibiyotiklere dirençli süper bakterilerle mücadele için ayrılması planlanan bütçe: 800 milyon dolardan fazla (yaklaşık 2,5 milyar TL)

Yorum eklemek için kullanıcı girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş