Daha fazla güç” isteyen için, başkanlık sistemi yanlıştır!

alican-gorus-logo.qxpHAZİ­RAN 2015

Baş­kan­lık sis­te­mi hak­kın­da çok şey duy­duk, ama nedir, ne değil­dir hak­kın­da bil­gi­len­di­ril­me­dik! Tek duy­du­ğu­muz şey ise, ikti­da­rın baş­kan­lık sis­te­mi­ne sıcak bak­tı­ğı… Daha faz­la güç” iste­yen biri için baş­kan­lık sis­te­mi­nin çok yan­lış bir yol ola­ca­ğı­nı düşünüyorum.

Baş­kan­lık sis­te­mi iki­ye ayrı­lır: limit­li” ve limit­siz”Limit­li Baş­kan”lar, ana­ya­sa, par­ti reka­be­ti, poli­tik demok­ra­si ve bir tür güç­ler ayrı­lı­ğı için­de hare­ket eder­ler. Bunun örne­ği­ni ABD’de görü­yo­ruz. Her­şey­den önce, baş­ka­nın gücü, popü­ler bir mec­lis saye­sin­de den­ge­de tutu­lur. Zaten ABD’yi kuran kişi­ler James Madi­son, Tho­mas Jef­fer­son ve Geor­ge Was­hing­ton, Mon­te­s­qu­i­eunun güç­ler ayrı­lı­ğı” fel­se­fe­sin­den etki­le­nip, Biritanya’daki tarz bir tra­dis­yo­nel (gele­nek­sel) monar­şi­nin gücü tek nok­ta­ya kon­sant­re etme­si­nin yan­lış oldu­ğu­nu düşün­dük­le­ri için ABD’deki baş­ka­nın güç­le­ri­nin den­ge­de tutul­ma­sı­nı istemişlerdir.

İkin­ci bir limit­li” baş­kan­lık sis­te­mi var­dır ki, bunu adı da yarı baş­kan­lık” sis­te­mi­dir. Bunun örnek­le­ri Fran­sa ve Finlandiya’da… Gayet güzel bir şekil­de ince­le­ne­bi­lir. Genel­de, yarı baş­kan­lık” sis­te­min­de baş­ba­kan mec­lis­ten seçi­lir ve baş­kan yurt­dı­şı işle­riy­le uğra­şır­ken, baş­ba­kan ve bakan­lar kuru­lu yur­ti­çi işle­riy­le uğraşır…

Limit­siz” baş­kan­lık da ise, baş­ka­nı kont­rol eden ve den­ge­le­yen hiç bir güç bulun­maz. Biz bu tarz rejim­le­ri dik­ta­tör­lük” diye kate­go­ri­ze ede­bi­li­riz. Limit­siz” baş­kan­lık sis­te­mi, genel­de tek par­ti dev­let­le­rin­de bulu­nur ve aske­ri­ye­ye aşı­rı bir bağ­lı­lık gös­te­rir. Bu tarz baş­kan­lık sis­te­mi örnek­le­ri Sudan, Bela­rus ve Kazakistan’da görülebilir…

Tür­ki­ye için limit­li” mi, limit­siz” mi baş­kan­lık sis­te­mi isten­di­ği­ni tam bilmiyoruz.

Şim­di, neden limit­li” baş­kan­lık sis­te­mi içe­ri­sin­de­ki baş­ka­nın, par­la­men­ter sis­tem­de­ki baş­ba­kan­dan daha güç­süz oldu­ğu­nu açık­la­ma­ya çalı­şa­ca­ğım. Önce­lik­le, baş­kan ve yasa­ma orga­nı olan mec­lis (Cong­ress) ayrı bir şekil­de seçi­le­rek iş başı yapar­lar. İki­si de ayrı ayrı seçil­dik­le­ri için, bu iki organ tam ola­rak bir­bi­rin­den bağım­sız­dır. Mec­lis, baş­ka­nın öne sür­dü­ğü şey­le­ri veto ede­bi­lir, savaş ilan ede­bi­lir, sena­to” da baş­ka­nın ata­dı­ğı kişi­le­ri kabul eder ve ant­laş­ma­la­rı onay­lar. Yani, baş­kan ne yapar­sa yap­sın, mec­lis ve sena­to­da kon­sen­sus sağ­lan­ma­dı­ğı süre­ce elle­ri kol­la­rı bağ­lı otur­mak zorun­da­dır. Peki, neden baş­kan­lar mec­li­si ve sena­to­yu kont­rol ede­mi­yor? Çün­kü, par­ti sis­te­mi zayıf oldu­ğu ve baş­ka­nın da par­ti­nin baş­ka­nı olma­dı­ğı için… Yani, par­la­men­ter sis­tem­de­ki gibi par­ti­ye bağ­lı­lık gös­ter­mek baş­kan­lık sis­te­min­de zayıf­tır! Bunun en büyük sebe­bi de, mec­li­sin seç­men böl­ge­si­nin lokal olma­sı ve bu yüz­den mec­lis üye­le­ri­nin ken­di böl­ge­si­nin istek­le­ri­ni par­ti­nin istek­le­ri­nin önün­de tutmasıdır…

saray

ABD’de seç­men­ler kişi­ye oy veri­yor, par­la­men­ter sis­tem­de ise par­ti­ye… Bir par­la­men­ter, ken­di­si­ni seçecek böl­ge­si­nin iste­me­di­ği şeyi sırf baş­kan iste­di­ği için yapar­sa, büyük ihti­mal­le kol­tu­ğu­nu diğer seçim­de kay­be­der. Çün­kü, par­la­men­ter sis­tem­de­ki gibi, baş­kan mec­li­si fes­he­de­mez. Bu yüz­den seç­men böl­ge­si par­ti sada­ka­tin­den önce gelir. En önem­li­si, mec­li­sin baş­ka­nı mah­ke­me­ye vere­bil­me gücü­nün olma­sı… ABD tari­hin­de bu yol 2 kere kul­la­nıl­mış olsa da (örnek­le­ri Bill Clin­ton ve And­rew Jack­son) sena­to” tara­fın­dan bu baş­kan­lar suç­suz bulun­muş­tur. Ancak, bu durum yapı­sal ola­rak büyük bir güçtür!

Fede­ral büro­ka­si ise, ayrı bir zor­luk çıkar­tı­yor baş­kan­la­ra… Genel­de baş­kan yak­la­şık 4.000 kişi ata­sa da, bürok­rat­la­rın esas sayı­sı yanın­da baya­ğı mar­ji­nal kalı­yor (ABD­’­de yak­la­şık 2 mil­yon bürok­rat var)… Tam da bu yüz­den­dir ki, Wood­row Wil­son zama­nın­da, Frank­lin Roose­velt Deniz Kuv­vet­le­ri Sek­re­te­ri iken, Deniz Kuv­vet­le­ri­’­ni bir şey yap­ma­ya ikna etme­nin tüy dolu bir döşe­ğe yum­ruk atmak” gibi oldu­ğu­nu ifa­de ede­rek, yum­ruk atı­yor­sun atı­yor­sun ama, aynı şekil­de kalı­yor” demiş­tir. Aynı tarz zor­luk­lar Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ile de yaşa­nı­yor bu sis­tem­de… Baş­kan­lar yar­gıç­la­rı ata­sa­lar da, ata­nan yar­gıç­lar öle­ne kadar bu görev­de kalı­yor. Unut­ma­ya­lım ki, baş­ka­nın öner­di­ği isim­le­rin sena­to” tara­fın­dan kabul edil­me­si gere­ki­yor. Ric­hard Nixon ve Ronal Reaganın öner­di­ği isim­ler red­de­dil­miş­ti… 1930’lar Yeni Düzen” çalış­ma­la­rı­nın hep­si Ana­ya­sa Mah­ke­me­si tara­fın­dan geri çev­ril­miş­ti ve Roose­velt, çözü­mü 1937’de, mah­ke­me dev­ri­mi” yapa­rak bul­muş­tu. Par­la­men­ter sis­tem­de, önce­lik­le, mec­lis ile baş­ba­kan ara­sın­da fark yok­tur. Çün­kü baş­ba­kan, zaten mec­lis­ten seçil­di­ği ve par­ti poli­ti­ka­sı­na çok bağ­lı oldu­ğu için, baş­kan­lık sis­te­min­de olan güç­ler ayrı­lı­ğı, par­la­men­ter sis­tem­de yoktur.

Baş­ba­kan, bakan­lar kuru­lu­nu kurar ve mec­lis­te çoğun­lu­ğa sahip ise, hem yasa­ma­cı­dır hem de yöne­ti­ci­dir. Bunun sebe­bi, mec­lis­te­ki kişi­ler tek­rar seçil­mek için par­ti­ye ve genel baş­ka­nı­na muh­taç­tır. Eğer ters düşer­se, seçim­ler­de lis­te dışı edi­le­bi­lir. Baş­kan­lık sis­te­min­de ise böy­le bir şey yok­tur. Bu yüz­den­dir ki, baş­ka­nın mec­lis üye­le­ri­ni ikna etme­si zor­dur. Çün­kü, mec­lis üye­le­ri baş­kan­dan bağım­sız ola­rak seçi­lir­ler… Aynı zaman­da, baş­ka­nın bir yasa geçir­me­si için sena­to­nun ve mec­li­sin 2/3’lük ona­yı­nı almak zorundadır.

Diye­lim ki, baş­kan mec­li­si bir şekil­de domi­ne etti, ama sena­to­da­ki yar­gıç­lar ömür boyu görev yap­tık­la­rın­dan, önce­ki baş­kan­la­rın ata­dı­ğı bu kişi­ler ister­ler­se zor­luk çıka­ra­bi­lir. Önce­ki baş­kan­lar kar­şı par­ti­den­se, ata­dık­la­rı kişi­ler de ona göre olu­yor, bu da işle­ri iyi­ce karış­tı­rı­yor. Bu yüz­den ABD’de yasa­ma işle­mi çok uzun sürü­yor. Örnek mi? 2013’te oldu­ğu gibi fede­ral hükü­me­tin komp­le tıkan­ma­sı… Böy­le bir tıkan­ma­yı par­la­men­ter sis­tem­de gör­mek nere­dey­se imkan­sız­dır. Baş­ba­kan aynı zaman­da bürok­si­yi de domi­ne eder. Çün­kü, baş­ba­kan kamu hiz­met­le­ri­nin de başı­dır. Baş­ka­ba­kan, ayrı­ca erken seçim kara­rı ala­rak (tabi salt çoğun­lu­ğu var­sa) mec­li­si fes­he­de­bi­lir, baş­ka­nın ise böy­le bir hak­kı yoktur.

İngi­liz siya­set bilim­ci­si And­rew Hey­wo­od, kita­bın­da yaz­dı­ğı gibi baş­kan­lar, pazar­lık yapa­rak iler­ler, dik­te ede­rek değil… Baş­kan­la­rın mec­li­si, sena­to­yu ve anya­sa mah­ke­me­si­ni ikna etme­si gere­kir­ken, par­la­men­ter sis­tem­de­ki baş­ba­kan­la­rın, sade­ce mec­li­si ikna etme­si yeter­li­dir. Mec­li­si, par­la­men­ter sis­tem­de, ikna etme­nin yolu da par­ti disip­li­ni ile olur. Eğer, baş­ba­ka­nın par­ti­si mec­li­si domi­ne edi­yor­sa, işler tama­men kolay­la­şır. Kısa­ca­sı, güç iste­yen için baş­kan­lık sis­te­mi çok yan­lış bir seçimdir!..

 

İlgili Haberler

Leave a Comment