Beyin cerrahından bilimsel” tavsiye: Aşk sona ermeden evlenmeyin

Prof. Dr. Kemal Yücesoy
Prof. Dr. Kemal Yücesoy

BEYİN / NİS­AN 2016

Beyin ve Sinir Cer­ra­hi­si Uzma­nı Prof. Dr. Kemal Yüce­soy, yeni görün­tü­le­me yön­tem­le­ri ile artık aşkın beyin­de görü­nür hale gel­di­ği­ni söy­lü­yor: Aşık kişi­nin bey­nin­de üst kor­teks dev­re dışı kalı­yor, alt mer­kez­ler dev­re­ye giri­yor ve beyin obse­sif kom­pul­sif bir kişi­nin­ki gibi takın­tı­lı bir şekil­de çalış­ma­ya baş­lı­yor. İki buçuk yıl son­ra üst kor­teks yöne­ti­mi yeni­den ele aldı­ğın­da kişi pat diye uya­nır. Eğer bu sıra­da ortak bir yaşam kuru­la­ma­mış­sa kişi ken­di­ni mut­suz his­se­der ve eski haya­tı­na geri dön­mek ister. Bu yüz­den genç­ler iki buçuk yıl bir iliş­ki yaşa­ma­dan evlenmemeli.”

Bilim aşkın gize­mi­ni çözü­yor mu?

Son 1015 yıl­dır, fonk­si­yo­nel MR çık­tık­tan son­ra hem beyin­le ilgi­li has­ta­lık­lar, hem aşk, acı, üzün­tü gibi bir­çok konu­da bil­gi edin­me­ye baş­la­dık. Biz cer­rah­lar ola­rak, ame­li­yat sıra­sın­da bey­nin et kıs­mı­nı görü­rüz, ruhu­nu göre­mi­yo­ruz ama bu fonk­si­yo­nel MR’larda örne­ğin aşk acı­sı­nı bey­nin han­gi bölü­mü nasıl çeki­yor göre­bi­li­yo­ruz. Sev­gi­li­sin­den ayrıl­mış insan­la­rın beyin görün­tü­le­rin­de han­gi mer­kez­le­rin daha çok akti­ve oldu­ğu izle­ne­bi­li­yor. Fonk­si­yo­nel MR sıra­sın­da salı­nan bazı mad­de­le­rin de ölçüm­le­ri yapıl­dı, bun­lar da bize çok önem­li bil­gi­ler ver­di. Artık aşkı bili­min için­de tanım­lı­yo­ruz. Aşk fel­se­fe­nin için­de bin­ler­ce yıl­dır konu­şu­lu­yor­du ama şim­di bunu bilim­sel ola­rak yapabiliyoruz. 

Aşk sıra­sın­da beyin­de neler oluyor?

Bir akıl tutul­ma­sı olu­yor. Bey­nin bir üst kor­tek­si var­dır ve neşe, öfke, üzün­tü, tük­sin­ti ve kor­ku­yu yöne­tir. Örne­ğin tik­sin­ti bizi kir­li, pis şey­le­re kar­şı korur. Kor­ku, teh­li­ke­ler­den koru­yor, öfke bu kor­ku­ya bir cevap ola­rak orta­ya çıkı­yor. İşte aşk sıra­sın­da bu üst mer­kez kapa­nı­yor, tama­men dev­re dışı kalı­yor ve alt mer­kez­ler çalış­ma­ya baş­lı­yor. Aşk­ta kor­ku yok. Fer­hat dağ­la­rı deli­yor, öbü­rü kadı­nın saçı­na tır­ma­na­rak bal­ko­na çıkı­yor; gece­le­ri sokak­la­ra çıkı­yo­ruz, gece­nin karan­lı­ğın­dan kork­mu­yo­ruz. Sev­gi­li­mi­zin hiç­bir şeyi bize tik­sin­ti ver­mi­yor, öfke­len­dir­mi­yor. Tam ter­si­ne her durum­dan bir güzel­lik çıka­rı­yo­ruz. Her sözü, her bakı­şı hep özel bir şey­le­re yoru­yo­ruz. Bu sıra­da aşa­ğı­da sub­kor­ti­kal dedi­ği­miz alt mer­kez­ler çalı­şı­yor. 14 mer­kez var ve bun­la­rın da ayrı ayrı görev­le­ri bulu­nu­yor. Örne­ğin ante­ri­or cin­gu­la­te gyrus denen böl­ge aşk­ta­ki bağ­lı­lı­ğı sağ­lı­yor. Teg­men­tum nuc­le­us accum­bens, roman­tik aşk­ta daha faz­la sal­gı sal­gı­lı­yor. Bütün bun­la­rın kuman­da mer­ke­zin­de de hipo­ta­la­mus var. Ruh 21 gram, hipo­ta­la­mus 3 gram deriz. Hipo­ta­la­mus tüm hor­mon­la­rın sal­gı­lan­ma­sın­dan, açlık­tan, tok­luk­tan sorum­lu olan kısım­dır. Bura­sı akti­ve olu­yor ve hor­mon­lar fark­lı çalı­şı­yor. Yine lim­bik sis­tem var, türün sür­dü­rül­me­siy­le ilgi­li­dir ama biraz öfo­rik de yapar.

ask-love

CANIM­LI CİC­İM­Lİ İLİŞ­Kİ­LER UZUN SÜRMÜYOR

Bu 14 mer­kez obse­sif kom­pul­sif­ler­de de faz­la çalı­şır. Aşk­ta da çok faz­la takın­tı var­dır. Çok canım­lı cicim­li iliş­ki­ler pek uzun sür­mü­yor. İniş çıkış­lar olma­yın­ca işin heye­ca­nı daha çabuk kay­bo­lu­yor. Takın­tı oldu­ğu için bir hede­fi­niz olma­lı. Aşık oldu­ğu­nuz kişi­yi elde etti­ği­niz­de hor­mon­lar ödül­len­di­ri­yor. Dopa­min artı­yor, norad­re­na­lin artı­yor, sero­to­nin düşü­yor. Dopa­min ve norad­re­na­lin uyuş­tu­ru­cu kul­la­nan­lar­da da artar. Bir­den heye­can ve mut­lu­luk verir ama bir süre son­ra etki­si geçer. Bura­da takın­tı dev­re­ye giri­yor. Yeni ayrıl­mış­sak bile yarım saat son­ra Eve var­dın mı” diye arı­yo­ruz. Bunun anla­mı Hala ora­da mısın, hala benim­le misin?”dir. Beş daki­ka son­ra Aca­ba beni sevi­yor mu?” diyor ve ara­yıp soru­yor. Tele­fo­nu kapa­tı­yor, o an çok büyük bir keyif yaşı­yor, ama bu da geçi­yor. Bu kez de gece Uyu­dun mu?” diye bir mesaj yol­lu­yor. Bu aslın­da dün­ya­nın en tat­lı kısır dön­gü­sü. Bu ger­gin­lik ne kadar artar­sa, ulaş­mak ne kadar zor olur­sa, ken­di­ni ne kadar başa­rı­lı görür­sen aşkın o kadar kuv­vet­li olu­yor. Ne kadar çok norad­re­na­lin sal­gı­la­nır­sa aşk bey­ne o kadar güç­lü kaydoluyor. 

ESKİ AŞK­LAR YOK ÇÜN­KÜ KOKU­SU­NU ALAMIYORUZ!

Kime aşık oluyoruz?

Bazen çok aşık his­set­me­mi­ze rağ­men bir ay, bazen bir haf­ta, hat­ta bazen ilk buluş­ma­da aşk bite­bi­li­yor. Bu aslın­da aşk değil beğe­ni­dir. Bir insan­dan etki­len­me­niz sani­ye­nin beş­te birin­de olu­şu­yor. Bu kişi için Haya­tı­mın kadı­nı” ya da Haya­tı­mın erke­ği” kara­rı da bir buçuk sani­ye­de veri­li­yor. Arka­sın­dan o kişi­yi hede­fe koyu­yo­ruz. Bun­dan son­ra koku dev­re­ye giri­yor. Fero­mon dedi­ği­miz koku­suz koku­lar var­dır. Ter bez­le­rin­den sal­gı­la­nır. İlişki sıra­sın­da bu koku sal­gı­lan­dı­ğın­da gene­tik yapı ola­rak o kişi­nin uygun olup olma­dı­ğı­na karar veri­yo­ruz. Lim­bik sis­te­min dışa­rıy­la tek bağ­lan­tı­sı koku­dur. Özel­lik­le hay­van­lar­da türün sür­dü­rül­me­si tama­men kokuy­la sağ­la­nı­yor. Ses­ten de etki­len­mek söz konu­su ama araş­tır­ma­lar gös­te­ri­yor ki, erkek­ler genç ses­ler­den hoş­la­nı­yor ve hoş­lan­dık­la­rı sesin sahi­bi kadın ince bel­li, geniş kal­ça­lı olu­yor. Aynı şekil­de kadın­la­rın beğen­di­ği erkek­le­rin de kas­lı, geniş omuz­lu, dar kal­ça­lı, ince bel yapı­sın­da olduk­la­rı görü­lü­yor. Yani görün­tü olma­dan ses­le bu iş olmuyor. 

Neden eski aşk­lar yok?” soru­su­nun da yanı­tı koku­da. Kala­ba­lık şehir­ler, tek­no­lo­ji, kul­la­nı­lan par­füm­ler ile çok faz­la koku­nun insan haya­tı­na gir­me­si insan­la­rın den­ge­si­ni biraz boz­muş durum­da. O kadar koku için­de ken­di­si­ni ilgi­len­di­ren koku­yu ara­yıp bul­ma­sı biraz zaman alıyor. 

Aşkın ömrü ne kadar?

Eğer kar­şı­lık­lı bir aşk yaşa­nı­yor­sa bunun ömrü en faz­la iki buçuk yıl­dır. Bu süre­nin sonun­da üst kor­teks pat diye uya­nı­yor ve kont­ro­lü ele alı­yor. Eğer bu süreç için­de iyi bir otak­lık, bir­lik­te bir yaşam kur­duy­sa­nız bu devam edi­yor. Bu süre­yi canım”la cicim”le geçir­diy­se­niz, objek­tif hiç­bir şey orta­ya koy­ma­dıy­sa­nız iliş­ki biti­yor. Eski­den evli­lik­ler çok sağ­lam­dı, çün­kü erken evle­ni­li­yor­du, bir­lik­te bir hayat kuru­lu­yor­du ve o haya­tı boz­mak kolay gel­mi­yor­du insan­la­ra. Günü­mü­zün koş­tur­ma­sı için­de ger­çek bir bağ kurul­ma­dan gidiliyor. 

HAYAT­LA­RI­NI ÇOK DEĞİŞTİRMESİNLER 

Ne tav­si­ye ediyorsunuz?

Ben bir erkek ve kız çocu­ğu baba­sı ola­rak, çift­le­rin iki buçuk yılı bir­lik­te geçir­me­den evlen­me­me­si gerek­ti­ği taraf­ta­rı­yım. Aynı evde ya da ayrı evler­de haya­tı pay­laş­ma­lı­lar. Bu süre­nin sonun­da, aşkın gürül­tü­sü bit­ti­ğin­de eğer hala isti­yor­lar­sa evlen­me kara­rı alma­lı­lar. Bel­ki tüm top­lum­lar­da böy­le­dir ama ben bizim top­lu­mu­muz­da insan­la­rın aşık olduk­la­rın­da bir takım ken­di­le­ri­ne özel şey­ler­den diğer insan iste­me­di­ği için vaz­geç­tik­le­ri­ni görü­yo­rum. Bun­lar hobi­ler ola­bi­lir, bazı faali­yet­ler ola­bi­lir, arka­daş­lık­lar ola­bi­lir. İki buçuk yıl son­ra uyan­dı­ğın­da ken­di­ni kötü his­se­di­yor ve o iliş­ki­den çıkıp eski yaşan­tı­sı­na dön­me­ye çaba­lı­yor. O yüz­den çift­le­rin iliş­ki­le­ri­ni sür­dü­rür­ken ken­di­le­ri olmak­tan vaz­geç­me­me­le­ri gere­ki­yor. İns­an­ın mut­lu oldu­ğu yer­de olma­sı gere­ki­yor. Yok­sa iki gönül bir olun­ca saman­lık sey­ran olmu­yor. Çok büyük hayal­kı­rık­lı­ğı yaşa­nı­yor. O yüz­den ken­di hayat­la­rı­nı çok değiş­tir­me­den, bu geçi­ci süre­de yaşa­ya­cak­la­rı için tüm yaşan­tı­la­rı­nı boz­ma­dan karar­lar almalılar. 

Cin­sel­lik aşkın nere­sin­de duruyor?

Cin­sel­lik dev­re­ye gir­me­den hiç­bir şey olmu­yor. Sinir büyü­ten ner­ve gro­wth fac­tor cin­sel iliş­ki sıra­sın­da artı­yor. Duy­gu­suz bir cin­sel iliş­ki var­sa bu sal­gı­lan­mı­yor. Aşk­la yapı­lan cin­sel­lik­le aşk olma­dan yapı­lan cin­sel­lik çok çok fark­lı­dır. Aynı şekil­de anne ile bebek ara­sın­da­ki sev­gi­yi orta­ya çıka­ran bağ­lı­lık hor­mo­nu dedi­ği­miz oksi­to­sin de sal­gı­lan­mı­yor. Bu durum­da da bağ­lı­lık oluşmuyor. 

Sada­kat ve aldat­ma han­gi meka­niz­ma­la­ra bağ­lı ola­rak orta­ya çıkıyor?

Sütün kası­lıp dışa­rı çık­ma­sı­nı sağ­la­yan hor­mon­lar­dan biri olan vasop­res­sin hor­mo­nu ne kadar yük­sek­se bağ­lı­lık o kadar artı­yor. Kır sıça­nı ile çayır sıça­nı­nın bütün gene­tik özel­lik­le­ri aynı, sade­ce fark­lı yer­de yaşı­yor­lar. Buna rağ­men kır sıçan­la­rı tama­men mono­gam­ken, çayır sıçan­la­rı ise poli­gam. Ara­da­ki tek fark vasop­res­sin geni. Birin­de yok, diğe­rin­de çok yük­sek. Dün­ya­da­ki tüm meme­li­le­rin sade­ce yüz­de 3’ü monog­ram, geri kalan­la­rın tümü poli­gam. İns­anl­ar zaten poli­gam. Çok eşli­lik ola­bi­lir ama çok aşk­lı­lık diye bir şey yok. O aşk silin­me­den ikin­ci aşk gel­mi­yor. İki heye­can, iki beğe­ni ola­bi­lir ama iki aşk olmaz. Çün­kü çok cid­di bir kayıt mer­ke­zi var. Ger­çek­ten aşık olduy­sa­nız ora­ya baş­ka bir aşkın gir­me­si müm­kün değil. Ne zaman kayıt­la­rı tama­men siler­si­niz o zaman yeni­den aşık ola­bi­lir­si­niz. Bu kayıt ne kadar faz­lay­sa acı­sı da o kadar faz­la olu­yor. Fonk­si­yo­nel MR’larda görü­lü­yor ki, acı çeke­rek, seve­rek ayrı­lan­la­ra sevi­len kişi­nin fotoğ­ra­fı 3 sani­ye bile gös­te­ril­di­ğin­de alt­ta­ki mer­kez­ler dar­ma­da­ğın bir şekil­de çalışıyor. 

DIGITAL IMAGESEV­Gİ ACI­YI AZALTIR

Sev­giy­le ilgi­li yapı­lan bir çalış­ma­da kadın­la­ra elekt­rik­li uya­rı veri­li­yor, kadın canı yanın­ca hemen baca­ğı­nı çeki­yor. Oysa yanın­da sev­di­ği kişi oldu­ğun­da ve eli­ni tut­tu­ğun­da elek­ti­ri­ğe o kadar cid­di tep­ki ver­mi­yor. Evli olup da bir­bi­ri­ni çok sev­me­yen bir çif­te bu deney yapıl­dı­ğın­da kadı­nın eşi­ne rağ­men baca­ğı­nı çek­ti­ği­ni görü­yo­ruz. Kadın, acı­sı­nı azal­ta­bi­li­yor­sa o erke­ği sev­di­ği­ni anlayabilir. 

ayrilik_acisindan_nasil_kurtulabilirsiniz_bAŞK ŞARAP GİBİ, TADI FARK­LI OLABİLİYOR

Aşk için şarap gibi yıl­lan­dık­ça tat­la­nı­yor der­ler. Ben­ce aşkın şarap­la ben­zer­li­ği fark­lı bir yer­den, çok fak­tö­ri­yel olma­sın­dan… Aynı ara­zi­den, aynı cins üzü­mü her sene fark­lı bir tat­ta alı­yor­su­nuz. Aynı yer­de, aynı üzüm­le, aynı insan­lar tara­fın­dan üre­ti­len şarap fark­lı fark­lı çıkı­yor ve bir tane­si çok iyi olu­yor. O sene­ki yağ­mur­lar, güneş, rüz­gar, bah­çı­va­nın o gün­kü sula­ma mik­ta­rı, şişe­ye alın­dı­ğı gün­kü hava­nın kuru­lu­ğu, tümü şara­bın tadı­nı etki­li­yor. Aşk­ta da her ne kadar şu mer­kez çalı­şı­yor, şu hor­mon sal­gı­la­nı­yor desek de bu sonuç­ta iki kişi­lik bir olay bu. Hem siz­de hem de kar­şı­nız­da­kin­de her şeyin yerin­de olma­sı gerekiyor. 

Prof. Dr. Kemal Yüce­soy kimdir?

1987 yılın­da Ege Üni­ver­si­te­si Tıp Fakül­te­sin­den mezun oldu. Tıp­ta uzman­lı­ğı­nı da tamam­la­dı­ğı 9 Eylül Üniversitesi’nde 2003 yılın­da doçent, 2009 yılın­da pro­fe­sör­lük ünva­nı­nı aldı. 8 kez TÜBİ­T­AK Yayın Teş­vik Ödü­lü aldı.

İlgili Haberler

Leave a Comment