Nöropatik ağrıda kişiye özel tedavi dönemi

Doç. Dr. Kader Keskinbora

Doç. Dr. Kader Keskinbora

AĞRI / MAYIS 2016

Nöropatik ağrıya yönelik güncel bilgiler hakkında bilgi veren Liv Hospital’dan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Algoloji Uzmanı Doç. Dr. Kader Keskinbora, artık bu hastalığın da kişiye özel tedavi edildiğine dikkat çekerek, ilaç seçiminde alternatiflerin denendiğini söylüyor. Keskinbora, kronik ağrılara yönelik, genetik faktörlerle birlikte endişeli-kaygılı kişilik yapısının ön planda olduğu yaklaşımı ve buna uygun tedavi arayışlarını da anlattı.

YANMA, BATMA VE ELEKTRİK ÇARPMASI HİSSİ OLUR

Vücudumuzda iki tür doku var; normal doku ve sinir dokusu. Nöropatik ağrı, sinir dokusundaki hasar sonrası ortaya çıkan bir ağrı türüdür. Karaciğer dokusunda hasar olduğunda karnın üst kısmında bir ağrı oluşurken, karaciğeri besleyen sinirde bir hasar olduğunda, daha yaygın, sinir dokusunun beslediği tüm o bölgede ağrı ortaya çıkar. Ağrıya temel yaklaşım, ağrının sinir dokusundan mı, somatik dokudan mı kaynaklı olduğunu ayırt etmektir. Bunu yapmak çok önemlidir, çünkü uygulanacak tedavi çok değişir. En sık karşılaştığımız nöropatik ağrılardan biri üzerinden örneklersek, bilek kanalında median sinirin sıkışmasına bağlı, özellikle kadınlarda gördüğümüz karpal tünel sendromu dediğimiz bir ağrılı yakınma var. Özellikle ellerini çok fazla kullanan kadınlarda çok görülür. Hasta özellikle yanıcı, batıcı ya da elektrik çarpar tarzda bir ağrı duyar. Hasta herhangi bir ağrı yakınmasıyla geldiğinde, eğer ‘Biber gibi yanıyor, milyonlarca iğne batıyor, arada elektrik çarpıyor’ diyorsa altında mutlaka bir sinir hasarına işaret eder. Ağrılı bölgeyi çizmesi istendiğinde hasta sinirin trasesi boyunca bir ağrı bölgesi çiziyorsa yine nöropatik ağrıdan şüpheleniriz. Yine hasta, ‘Ağrıyan bölgeye dokunduğumda daha fazla ağrılı hissediyorum’ diyorsa, bu da çok önemli bir bulgudur.”

foot pain

RUHSAL DURUM ÇOK ETKİLİ

Günümüzde sinir hasarı meydana gelmeden ortaya çıkan nöropatik ağrılara da idiopatik ağrı diyoruz. Nöropatik ağrıya güncel yaklaşımda, artık ağrının altında mutlaka sinir hasarı aramıyoruz. Sinir dokusunun en önemli özelliği hem duyu sağlaması hem de ağrıyı taşımasıdır. Sinir dokusunda hem duyuyu taşıyan lifler, hem de ağrıyı taşıyan lifler vardır. Kişinin ruhsal durumu bu konuda çok etkilidir. Kişiden ağrısını 0 ila 10 puan arasında derecelendirmesi istendiğinde, normalde 8 puanlık hissettiği ağrıyı çok mutlu olduğu bir anda 5 puan, çok gergin olduğunda da 10 puan hisseder. O sinirde ağrıyı ileten yollar bile endişeli, kaygılı olduğumuz süreçte değişebiliyor. O yüzden artık nöropatik ağrıda sadece sinir hasarı gerekmiyor, endojen uyarıcılar da bir etken olarak kabul ediliyor. Küçük lif nöropatisi denilen, hemen hemen tüm vücutta ağrıya neden olan fibromiyalji çok ciddi nöropatik ağrı sendromlarından biridir ve nedeni bilinmez. Özellikle kadınları tutar. Bu hastalar, sabahları yorgun kalkarlar, mutsuz ve depresiflerdir, mükemmeliyetçi, işkolik bir yapıları vardır ve her yerleri ağrır. Bu hastalarda, kişilik yapısının neden olduğu endişe ve kaygıyla savaş sırasında küçük liflerin bozularak bu işe iştirak ettiği söyleniyor. Genetik yapı üzerine eklenen çevresel faktörlerle beraber o liflerde fonksiyonel bozukluk meydana geliyor. Üstü üste birike birike kronikleşen bir ağrı modeli oluşuyor.”

SEROTONİN DÜŞÜKSE BEYİN AĞRIYLA BAŞEDEMİYOR

Bu süreçte beynimizin çok önemli bir rolü vardır. Bugün çok yeni bir yaklaşımda, ‘Ağrı beyinden mi kaynaklanıyor’ sorusunun yanıtı aranıyor. Beyinde ağrıyı azaltıcı bir sistem olan endojen analjezik sistemini ne kadar iyi kullanırsak kronik ağrı karşısında o kadar başarılı olabiliyoruz. Beyin bu ağrıyı işlemden geçirirken kullandığı tek madde serotonindir. Kişinin vücudundaki serotonin miktarı ne kadarsa ağrıyla o kadar başediyor. O yüzden hastalara antidepresan veriyoruz. Kronik ağrıda birinci sınıf ilacımız antidepresanlardır, ikinci sırada antikonvülzan dediğimiz o sinirin işleyişini düzene sokan ilaç gelir.”

AMELİYAT YERİNDE AĞRI ENDİŞEDEN KAYNAKLANIYOR

Birçok hayvan çalışmasında görüldü ki, bir hayvanın ağrı modeli farklı diğerininki farklı. Özellikle cerrahi müdahale sonrasında görülen nöropatik ağrıda, hasta yıllar sonra dikişli bölgeyi hassas ve ağrılı hisseder. Örneğin akciğer ameliyatı olan bir hasta torakotomi yapılan bölgede yıllar sonra ağrı duyar. Ancak yüz kişiye aynı cerrah tarafından aynı şekilde torakotomi yapılıyor, hastaların 60’ında ağrı oluşmazken, 40’ında oluşuyor. O yüzden artık ağrı tedavisi kişiye özel olarak yapılıyor. Bir kişiye iyi gelen A ilacı, diğer kişiye de yarayacak diye bir kural yok, onun artık alternatif bir B ilacı var. Dolayısıyla her ağrı kişiye özeldir, tedavisi de kişiye özeldir. Ameliyat öncesi kaygılı hastalarda cerrahi sonrası kronik ağrı daha fazla görülüyor. Özellikle akciğer, kalp, meme, sezeryan gibi endişenin yüksek olduğu ameliyatlardan sonra nöropatik ağrı daha fazla ortaya çıkıyor.”

1053616_620x410

SEROTONİN SALGILATAN PİL YAPILDI

Genetik yapı çok önemli. ‘Ağrın mı var, annen kim? Ağrın mı var, baban kim’ diyoruz artık. Yavaş yavaş ağrı genleri bulunuyor. Nöropatik ağrı geni de bulundu. 10 yıl sonra, genetik haritalarda bu geni gördüğümüz kişilerde, bir ameliyat durumunda mümkün olduğu kadar az hasar meydana getirecek bir yöntem seçeceğiz. Bugün ben ameliyat öncesi endişeli, kaygılı olan hastalara önden ilaç veriyorum. Bu konuda yapılmış birçok çalışma var. Bu ilacı verdiğinizde, hasta daha sakin oluyor, yapılan kesiye abartılı cevap vermiyor. Ruh ve ağrı birbiriyle çok ilgilidir. Burada bahsettiğim stres değil, ağrıyı kronikleştiren endişe ve kaygıdır. Tıp artık ağrıyı kesmekle değil, ağrıyla başetmekle ilgileniyor. Yeni çalışmalarda, Parkinson’da Alzheimer’da kullanılan beyin pilini ağrıda kullanmaya başladılar. Pil, beyindeki ağrı merkezini uyarıyor ve oradan serotonin salgılanıyor.”

Doç. Dr. Kader Keskinbora kimdir?

1990 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesinden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı’nda 1994-1998 yılları arasında asistanlık eğitimini aldı. 1999 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Ağrı Bilim Dalı’nda akademik hayatına başlayarak 2010 yılında Doçent ünvanını aldı. Aynı yıl “ Algoloji Board Sertifikası”, 2011 yılında da “Algoloji Yan Dal” diplomasını almaya hak kazandı. Kronik ağrı ve kanser ağrısı ile özel olarak ilgilenmektedir.

Yorum eklemek için kullanıcı girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş